Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Ehl-i Sünnet, Allah Teâlâ'nın zâtıyla
kullarının üstünde olduğuna dâir Kur'an, sünnet, icmâ, akıl
ve fıtrattan deliller göstermişlerdir.
Birincisi:
Kur'an-ı Kerim'den delillere gelince, Allah
Teâlâ'nın yarattıklarının üzerinde olduğunu
gösteren deliller değişik şekilde gelmiştir.
Nitekim bazen "Uluvv" kelimesi zikredilerek,
bazen "Fevka" (üstünde/üzerinde) kelimesi zikredilerek, bazen her
şeyin O'nun katından indiği zikredilerek, bazen amellerin O'na çıktığı
zikredilerek, bazen de O'nun göklerde olduğu zikredilerek
gelmiştir.
Örneğin "Uluvv" kelimesinin iki
şu âyette geçmesi gibi:
وهو العلي العظيم
[ سورة البقرة الآية : 255 ]
"Allah, O'ndan
başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, Hayy, Kayyûm’dur
(her an
yarattıklarını gözetendir). Göklerde ve
yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?
(Hiç kimse şefaat edemez). O, onların
(kullarının) yaptıklarını da, yapacaklarını
da bilir. Onlar, O'nun dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi
kavrayamazlar. Kürsü'sü gökleri ve yeri kaplamıştır
(kuşatmıştır), onların gözetilmesi O'na ağır
gelmez. O yücedir, büyüktür."
( Bakara
Sûresi: 255 )
Allah’ın Arşı, Kürsü’ye
nisbetle daha geniş ve büyüktür. Kürsü ve Arş kavramları için
sahih akide kitaplarına başvurulabilir.
سبح اسم ربك الأعلى[ سورة الأعلى الآية: ١]
"Rabbinin
yüce adını, (şirkten
ve her türlü noksanlıklardan, O'nun azametine yaraşır bir
şekilde) tenzih et." ( A'lâ Sûresi:1 )
"Fevka/Üstünde/Üzerinde" kelimesinin
iki şu âyette geçmesi gibi:
وهو القاهر فوق عباده
[ سورة الأنعام الآية: ١٨]
"O,
kullarının üzerinde her türlü güce sahip mutlak hükümrandır. O,
(hikmeti gereği her şeyi yerli
yerine koyan) hikmet sahibi, her şeyden hakkıyla haberdâr olandır."
(En'âm Sûresi:18)
يخافون ربهم من فوقهم ويفعلون ما يؤمرون[ سورة النحل الآية: 50]
"Onlar
(melekler), (zâtı ve
gücü ile) kullarının üstünde bulunan Rablerinden korkarlar ve onlar, kendilerine ne emrolunursa, onu
yaparlar." (Nahl Sûresi:50)
- Şu âyetlerde olduğu gibi, her şeyin
O'nun katından inmesi:
يدبر الأمر من السماء إلى الأرض [ سورة السجدة الآية: 5]
"Gökten yere kadar
bütün işleri O düzenleyip yönetir.Sonra (bütün bu
işler), sizin (dünyada) saydıklarınıza (hesabınıza)
göre bin yıl tutan bir günde O’nun katına yükselir." (Secde
Sûresi:5)
إنا نحن نزلنا الذكر [ سورة الحجر الآية: 9]
"Hiç
şüphesiz ki o Zikr'i (Kur'an'ı)
biz indirdik ve onu koruyacak olan da biz'iz." (Hicr Sûresi:9)
Bu ve buna benzer âyetlerde olduğu gibi.
- Şu âyetlerde olduğu gibi, her şeyin
O'nun katına yükselmesi:
إليه يصعد الكلم الطيب والعمل الصالح
يرفعه
[ سورة فاطر الآية: ١0]
"Kim izzet
istiyorsa bilsin ki, izzet tamamiyle Allah’ındır. Güzel sözler,
O’na çıkar ve sâlih amel O'na yükselir.Kötülük için tuzak kuranlara şiddetli
bir azap vardır. Onların kurdukları bütün tuzaklar mutlaka
bozulacaktır." (Fâtır Sûresi:10)
تعرج الملائكة والروح إليه [ سورةالمعارج الآية: 4]
"Melekler ve
Rûh (Cebrail), O’nun arşına; miktarı (dünya
yılı ile) ellibin sene olan bir günde yükselirler (bu süre,
mü'min için bir vakit namazı süresi kadardır.)"(Meâric Sûresi:4)
- Şu âyetlerde olduğu gibi, O'nun semânın
üzerinde olması:
أأمنتم من في السماء أن يخسف بكم الأرض
[ سورة الملك الآية: ١6]
"Semânın
üzerinde olanın (Allah'ın) sizi yerin dibine geçirmesinden emin
mi oldunuz? İşte o zaman bir de bakarsınız ki yer sarsılıp
duruyor." (Mülk Sûresi:16)
İkincisi:
Sünnet'ten delillere gelince, Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-'in söz, fiil ve ikrarından sahih olarak gelen
birçok hadis vardır.
Nitekim "Uluvv" ve "Fevkiyye"nin
zikri hakkında, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in secdesinde
yaptığı duâlardan birisi de şu sözü idi:
((
سُبْحَانَ رَبِّيَ الأَعْلَى )) [ رواه أهل السنن وأحمد ]
“En yüce olan Rabbimi tüm noksanlıklardan tenzih ederim.”
(Sünen
sahipleri ile İmam Ahmed rivâyet etmişlerdir.)
Başka bir hadiste Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( وَاللهُ فَوْقَ الْعَرْشِ ))
"Allah,
arşın üzerindedir." (Bkz: Elbânî'nin: "Uluvv Muhtasarı", s:70)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiili
sünnetine gelince, Vedâ haccı yılında, Arefe günü en büyük
topluluk insanlara hitap ederken, işâret parmağını semâya
doğru kaldırmış ve şöyle demiştir:
"Dikkat edin! Ben, tebliğ ettim mi
(tebliğ görevini yerine getirdim
mi?) Sahâbe: Evet, tebliğ ettin, dediler. O tekrar: Dikkat edin! Ben,
tebliğ ettim mi (tebliğ görevini yerine getirdim mi?)
Sahâbe: Evet, tebliğ ettin, dediler. O tekrar: Dikkat edin! Ben,
tebliğ ettim mi (tebliğ görevini yerine getirdim mi?)
Sahâbe: Evet, tebliğ ettin, dediler.O her defasında: Allahım!
Şâhid ol! diyerek parmağını önce semâya doğru
kaldırırıyor, sonra insanlara işâret ediyordu."
Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
fiili sünnetlerinden birisi de, onlarca hadiste geldiği üzere, o duâda
ellerini semâya kaldırırdı.İşte bu, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiilî sünneti ile Allah Teâlâ'nın
semânın üzerinde olduğunun isbatıdır.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
takrirî sünnetine gelince, câriye hadisinde gelmiştir.
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
câriyeye:
- Allah nerededir? diye sordu.
Câriye:
- Semâdadır, diye cevap verdi.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Ben kimim? diye sordu.
Câriye:
- Sen, Allah'ın elçisisin, diye cevap
verdi.
Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- câriyenin efendisine:
- Onu hürriyetine kavuştur (azad et),
çünkü o, mü'minedir, buyurdu." (Müslim ve başkaları rivâyet etmişlerdir.)
Bu câriye, genellikle diğer câriyelerde
olduğu gibi, eğitim görmemiş, hür olmayıp köle
kadın olmasına ve hürriyeti kendi elinde olmamasına rağmen,
Rabbinin semâda olduğunu biliyorsa, insanlardan bazı sapık
kimseleri nasıl olur da Allah Teâlâ'nın semâda olduğunu inkâr
edip: Allah Teâlâ, ne yukarıda, ne aşağıda, ne sağda,
ne de soldadır. Aksine O, her yerdedir! diyebilirler?!
Üçüncüsü:
İcmânın delil olmasına gelince,
ilk müslümanlar, Allah Teâlâ'nın zâtı ile semâda olduğu
konusunda ittifak etmişlerdir.
Nitekim
ilim
ehlinin bu konuda görüşlerini, Zehebî -Allah ona rahmet etsin- "el-Uluvv
lil-Aliyyi'l-Ğaffâr" adlı eserinde nakletmiştir.
Dördüncüsü:
Aklın delil olmasına gelince, diyebiliriz ki:
"el-Uluvv", akıl sahiplerinin ittifakıyla kemâl
sıfatıdır.Kemâl sıfatı olduğuna göre, bunun
Allah Teâlâ için sâbit olması gerekir.Çünkü mutlak olan bütün kemal
sıfatlar, Allah Teâlâ için sâbittir.
Beşincisi:
Fıtratın delil olmasına gelince, bu konuda
tartışma götürmediği ve büyüklenmenin kabul edilmediği
bir gerçek vardır ki o da; her insan, -fıtratı gereği-
Allah Teâlâ'nın semâda olduğunu bilir ve böyle inanır.
Bunun içindir ki savmaya gücünün yetmediği bir şey aniden
başına geldiği zaman, başından savması için hemen
Allah Teâlâ'ya yönelirsin. Çünkü senin kalbin, başka hiçbir
yöne değil de, sadece semâya yönelir.Hatta çok ilginçtir ki,
Allah Teâlâ'nın, yarattıklarının üzerinde olduğunu
inkâr edenler, duâ sırasında ellerini ancak semâya kaldırırlar.
Hatta Allah Teâlâ'nın düşmenı olan Firavun bile, Musa
-aleyhisselâm- ile Rabbi konusunda tartışmak istediği zaman
veziri olan Haman'a şöyle demişti:
يا هامان ابن لي صرحاً لعلي ابلغ الأسباب
أسباب السماوات فأطلع إلى إله موسى .. الآية [ سورة غافر الآيتان: 36-37]
"Firavun:
- Ey Hâmân!
Bana yüksek bir kule inşa et, belki yollara, göklerin yollarına böylece
erişirim de Mûsâ’nın ilâhına ulaşırım! Doğrusu
ben onun yalancı olduğunu zannediyorum, dedi.Böylece yaptığı
kötü işi, Firavun’a süslü (câzip) gösterildi ve yoldan saptırıldı.Sonuç
itibariyle Firavunun hile ve tuzağı tamamen boşa
çıktı." (Mü'min Sûresi:36-37)
Firavun, hakikatte ve kendi nefsinde Allah
Teâlâ'nın varlığını gerçekten biliyordu.
Nitekim Allah -azze ve celle- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
وجحدوا بها واستيقنتها أنفسهم ظلما وعلوا[ سورة النمل الآية: ١4]
"Kendileri
de bunlara kalpten inandıkları halde, zulûm ve kibirlerinden
onları inkâr ettiler.(Ey Rasûl! Allah'ın âyetlerini inkâr ederek yeryüzünde)
bozgunculuk yapanların sonlarının nice olduğuna bir
bak!" (Neml Sûresi:14)
Kur'an, sünnet, icma,
akıl, fıtrattan hatta kâfirlerin
sözlerinden zikredilen bu kadar çok delil, Allah Teâlâ'nın gökte olduğuna delâlet etmektedir.
Allah Teâlâ'dan, bizleri hidâyete ve hakka iletmesini
dileriz.
Muhammed b. Sâlih el-Muneccid