Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Kürsü, bu
konudaki görüşler içerisinde en doğru olanına göre,
Rahmân -azze ve celle-'nin iki ayağını koyduğu yerdir.
Arş,
Kürsü'den daha büyüktür.Arş, yaratılan varlıkların en
büyüğüdür.Rabbimiz Allah Teâlâ celâline yaraşır bir şekilde
onun üzerine istivâ etmiştir.Arş'ın ayakları vardır ve
onu büyük yaratılışlı melekler -Arş'ı
taşıyan melekler/Hameletu'l-Arş- taşımaktadırlar.
Kürsü ile
Arş'ı aynı şey olarak değerlendiren kimseler hata
etmişlerdir.
Aşağıdaki
şu deliller, yukarıda zikrettiğimiz şeylere delil olarak
bir gurup ilim ehlinin görüşleridir:
Abdullah b.
Mes'ud'dan -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Dünya
semâsı ile ondan sonra gelen semâ arası, beş yüz
yıllık mesafe kadardır.Her iki semâ arası, beş yüz
yıllık mesafe kadardır.Yedinci semâ ile Kürsü arası,
beş yüz yıllık mesafedir.Kürsü ile su arası, beş yüz
yıllık mesafe kadardır.Arş da suyun üzerindedir.Allah Teâlâ,
Arş'nın üzerindedir.Amelerinizden hiçbir şey O'na
gizli-saklı kalmaz." ( İbn-i Huzeyme 'et-Tevhîd',
sayfa:105'de, Beyhakî "el-Esmâ ves-Sıfât", sayfa: 401'de rivâyet
etmiştir. )
İbn-i
Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu eser
hakkında "İctimâu'l-Cuyûşi'l-İslâmiyye",
sayfa:100'de, Zehebî de "el-Uluvv", sayfa: 64'de sahîh demiştir.
Değerli
âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu hadis
hakkında şöyle demiştir:
"Bu
hadis, İbn-i Mes'ud'a mevkuf'tur.Fakat zikrettiği şeyler,
(kendince) o konuda görüş belirtmesine yer olmayan şeylerdendir.Bu
sebeple zikrettiği şeyler, merfu' hükmünü alır.Çünkü
İbn-i Mes'ud'un İsrâiliyât'tan rivâyetler aldığına
dâir bir şey bilinmemektedir." ( Muhammed b.
Salih el-Useymîn, "el-Kavlu'l-Mufîd Şerhu Kitâbi't-Tevhîd",
cilt: 3, sayfa: 379 )
İmam
Muhammed b. Süleyman et-Temîmî -Allah ona rahmet etsin- de bu
hadisten çıkarılan hükümler hakkında şöyle
demiştir:
"Dokuzuncusu:
Semâya göre Kürsü'nün ne kadar büyük olduğu.
Onuncusu: Arş'ın,
Kürsü'ye göre ne kadar büyük olduğu.
Onbirincisi:
Arş, Kürsü ve Su ayrı ayrı şeylerdir." ( "Şerhu Kitâbi't-Tevhîd",
sayfa: 667 ve 668 )
Rahmân'ın
Arş'ı, mahlukatın en büyüğü ve en genişidir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
فتعالى
الله الملك الحق لا إله إلا هو رب العرش العظيم [ سورة المؤمنون الآية: ١١٦]
"(Her
şeyde) mutlak hâkim ve hak olan, O'ndan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiç bir ilah olmayan ve yüce Arş'ın sahibi Allah, her
türlü noksanlıklardan münezzehtir."
( Mu'minûn
Sûresi:116 )
Yine, Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
وهو رب
العرش العظيم
[ سورة التوبة الآية: ١٢٩]
"(Ey
Muhammed! Müşrikler ve münâfıklar) yüz çevirirlerse, (onlara) de ki:
Allah bana yeter. O'ndan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiç bir
ilah yoktur. Ben, yalnızca O'na güvenip dayandım (tevekkül ettim). O,
büyük Arş'ın sahibidir."
( Tevbe
Sûresi:129 )
Yine,
şöyle buyurmuştur:
ذو العرش المجيد
[ سورة البروج
الآية:
١٥]
"O, şerefli
Arş'ın sahibidir."
( Burûc Sûresi:
15 )
Müfessir
Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu âyeti tefsir
ederken şöyle demiştir:
"Allah,
Arş'ı özel olarak zikretmiştir. Çünkü Arş,
mahlukatın en büyüğüdür. Bu sebeple onun dışındaki her
şey Arş'a girer."
( Kurtubî
Tefsiri, cilt: 8, sayfa: 302-303 )
Müfessir
İbn-i Kesir de -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:
وهو رب
العرش العظيم
[ سورة التوبة الآية: ١٢٩]
"Yani O, her şeyin sahibi
ve yaratıcısıdır. Çünkü mahlukatın tavanı
olan Büyük Arş'ın Rabbi'dir. Gökler ve yerler, ve bu ikisinin
içinde olanlarla ikisi arasında onlar şeyler, Arş'ın
altında Allah Teâlâ'nın güç ve kudretine boyun
eğmişlerdir.O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
Takdir etmiş olduğu her şey yerine gelir. O, her şeye
vekildir (yeter)."
(
İbn-i Kesîr Tefsiri, cilt: 2, sayfa: 405 )
Müfessir
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- şöyle
demiştir:
ذو العرش
"Bütün
yarattıklarının üzerinde olan büyük Arş'ın
sahibidir."
المجيد
"Bu kelimenin iki okunuşu
vardır: (el-Mecîdu) merfu'/ötreli okunduğu zaman, Rab -azze ve
celle-'nin sıfatıdır.(el-Mecîdi) mecrur/esreli okunduğu
zaman Arş'ın sıfatıdır. Her iki anlam da
sahihtir/doğrudur."
(
İbn-i Kesîr Tefsiri, cilt: 4, sayfa: 474 )
(el-Mecîdu):
Geniş, değeri ve yeri büyük anlamındadır.
Ebu
Saîd'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
(( اَلنَّاسُ يَصْعَقُونَ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُفِيقُ، فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى آخِذٌ
بِقَائِمَةٍ مِنْ قَوَائِمِ الْعَرْشِ، فَلاَ أَدْرِي أَفَاقَ قَبْلِي أَمْ جُوزِيَ
بِصَعْقَةِ الطُّورِ )) [ رواه البخاري ]
"İnsanlar, kıyâmet günü büyük bir korku ve
dehşete kapılıp bayılacaklardır. Bunun üzerine ilk olarak
uyanacak kişi ben olacağım. Bir de ne göreceğim. Musa,
Arş'ın ayaklarından birisini kuvvetlice tutmuş! Bilmiyorum
acaba Musa benden önce mi ayılmış olacak? Yoksa o, Allah
Teâlâ'nın Tûr çarpılışından müstesnâ
kıldığı kimselerden mi olacaktır?" ( Buhârî, hadis no:3217 )
Arş'ı taşıyan melekler
vardır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
الذين
يحملون العرش ومن حوله يسبحون بحمد ربهم ويستغفرون للذين آمنوا ربنا وسعت كل شيء
رحمة وعلماً فاغفر للذين تابوا واتبعوا سبيلك وقهم عذاب الجحيم
[ سورة غافر الآية:
٧ ]
"Arş'ı
taşıyan, bir de onun (Arş'ın) çevresinde bulunan melekler, Rablerine
hamd ederek O'nu her şeyden tenzih ederler. O’na gerçekten îmân ederler ve
mü'minler için şöyle mağfiret dileyerek duâ ederler: Ey Yüce
Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi
kuşatmıştır! O halde (şirk ve günahlardan) tevbe eden
ve senin (emretmiş olduğun) yoluna uyanları
bağışla ve onları cehennem azabından koru!”
( Ğâfir/Mü'min
Sûresi: 7 )
Melekler,
büyük yaratılışa sahiptirler.
Câbir b. Abdullah'tan
-Allah ondanve babasından râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( أُذِنَ لِي
أَنْ أُحَدِّثَ عَنْ مَلَكٍ مِنْ مَلاَئِكَةِ اللَّهِ مِنْ حَمَلَةِ الْعَرْشِ،
إِنَّ مَا بَيْنَ شَحْمَةِ أُذُنِهِ إِلَى عَاتِقِهِ مَسِيرَةُ سَبْعِ مِائَةِ
عَامٍ )) [ رواه أبو داود ]
"Bana,
Arş'ı taşıyan Allah'ın meleklerinden bir meleğin
ne kadar büyük bir yaratılışa sahip olduğu hakkında
insanlara konuşmam için (Allah Teâlâ tarafından) izin verildi.Hiç
şüphe yok ki o meleğin kulak memesi ile omuzu arası, yedi yüz
yıllık yol mesafesi kadar geniştir." ( Ebû Dâvûd, hadis no:4727 )
Hâfız İbn-i Hacer
-Allah ona rahmet etsin- hadis hakkında şöyle demiştir:
"Hadisin isnâdı, Buhârî'nin şartına
göre sahihtir." (
"Fethu'l-Bârî",cilt:8, sayfa:665 )
Arş, Kürsü'nin, hatta her şeyin üstündedir.
Nitekim İbn-i Kayyim
-Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle demiştir:
"Allah Teâlâ kâinatın üzerinde ise, ya onu
kuşatmıştır, ya da kuşatmamıştır. Eğer
onu kuşatmış ise, kuşatan Allah Teâlâ'nın,
kuşatılmış olan şeyin kesinlikle üzerinde
olmasını gerektirir.Bu sebeple gök, yeryüzünü
kuşattığı için onun üzerinde olmuştur.Kürsü de
gökleri kuşattığı için göklerin üzerinde
olmuştur.Arş da Kürsü'yü kuşattığı için Kürsü'nün
üzerinde olmuştur.Bundan dolayı bütün bunların üzerinde
olanın, kesinlikle onları kuşatmıştır ve
kuşatanın, kuşattığı şeyden birisiyle
aynı olmasını veya ona denk olmasını veyahut da ona
benzer olmasını gerektirmez." ( "es-Savâiku'l-Mursele",cilt:4, sayfa: 1308 )
Arş, "Mülk" olmadığı gibi,
"Kürsü" de değildir.
Nitekim İbn-i Ebi'l-İzz el-Hanefî
-Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
"Allah'ın kelâmını
değiştiren ve Arş'ı mülkten ibâret bir şey olarak
gören kimseye gelince, bu kimse Allah Teâlâ'nın şu sözüne
nasıl cevap verir:
ويحمل
عرش ربك فوقهم يومئذ ثمانية[ سورة
الحاقة الآية: ١٧]
"Melekler
de göğün etrafında bulunurlar.O gün Rabbinin Arşını
sekiz melek taşır." ( Hâkka Sûresi: 17 )
Yine:
وكان
عرشه على الماء [ سورة هود من
الىية:
٧]
"Gökleri ve yeri altı
günde yaratan O'dur. Bundan önce de Arş’ı su üstünde idi. Bu
kâinatı yaratması sizden hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını
imtihan etmek içindir. Böyle iken sen (ey Peygamber!) onlara: Siz, öldükten
sonra elbette dirileceksiniz! dersen, o kâfirler (bunu haber veren
Kur’ân’ı yalanlayarak): Bu, apaçık bir büyüden başka bir
şey değildir, derler." ( Hûd Sûresi: 7 )
Arş'ı
mülkten ibâret bir şey olarak kimse, "O gün (kıyâmet günü)
Rabbinin mülkünü sekiz melek taşır" diyebilir mi?
Yine: "Bundan
önce de O'nun mülkü suyun üzerinde
idi" diyebilir mi?
Yine:
"Musa -aleyhisselâm- kıyâmet günü mülkün ayaklarından birisini
tutmuş olacak" diyebilir mi?
Bu
sözleri, ne dediğini bilen akıl sahibi birisi hiç söyler
mi?
"Kürsü"
lafzına gelince, Allah Teâlâ onun hakkında şöyle
buyurmuştur:
وسع
كرسيه السموات والأرض [ سورة البقرة الآية: ٢٥٥ ]
"Allah, O'ndan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama
ve uyku tutmayan, Hayy, Kayyûm’dur
(her an yarattıklarını
gözetendir). Göklerde ve
yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek
kimdir? Onların işlediklerini, işleyeceklerini bilir. O'nun
dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Kürsü'sü,
gökleri ve yeri kuşatmıştır, onların
gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür."
(
Bakara Sûresi: 255 )
Kürsü, Arş'tır diyen olmuştur.Doğrusu
Kürsü, Arş değildir. Nitekim bu görüş, Abdullah b. Abbas
-Allah ondan ve babasından râzı
olsun- ve
başkasından nakledilmiştir.
İbn-i Ebî Şeybe
"Sıfetu'l-Arş" adlı kitabında, Hâkim de
"el-Mustedrak" adlı kitabında şöyle
demişlerdir: "Buhârî ve Müslim'in şartına göre
olmasına rağmen tahriç etmedikleri, Saîd b. Cubeyr'in İbn-i Abbas'tan
rivâyet ettiği hadis o şöyle demiştir:
((
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ
ك فيِ قَوْلِهِ تَعَالَى :
وسع كرسيه السموات والأرض قَالَ :
الْكُرْسِيُّ مَوْضِعُ الْقَدَمَيْنِ، وَالْعَرْشُ لاَ يَقْدِرُ قَدْرَهُ إِلاَّ
اللهُ تَعَالَى )) [ صححه الألباني في
شرح العقيدة الطحاوية ]
"İbn-i Abbas'tan
-Allah ondan ve babasından râzı
olsun-
rivâyet olunduğuna göre O, Allah Teâlâ'nın: 'Kürsü'sü, gökleri ve yeri
kuşatmıştır' âyeti hakkında şöyle
demiştir:
"Kürsü" Rab Teâlâ'nın
iki ayağını koyduğu yerdir.Arş ise, onun ne kadar
büyük olduğunu, Allah Teâlâ'dan başka hiç kimse bilemez."( Tahâviye Akîdesi Şerhi,
sayfa:312 )
Bu hadis merfu' olarak (Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e nisbet edilerek) rivâyet edilmiştir.Fakat doğrusu hadis
İbn-i Abbas'a âit bir sözdür.
Ebu Zer
-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:
(((سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ
ع يَقُولُ:
مَا الْكُرْسِيُّ فيِ الْعَرْشِ إِلاَّ كَحَلْقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ أُلْقِيَتْ بَيْنَ
ظَهْرَيْ فَلاَةٍ مِنَ الْأَرْضِ )) [ صححه الألباني في
العقيدة الطحاوية ]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle derken işittim: Kürsü, Arş'ın yanında, yeryüzününde
bir çöle atılmış demirden bir halka gibidir."
( Tahâviye Akîdesi Şerhi,
sayfa: 313 )
Kürsü, seleften birden fazla
kimsenin şöyle demesi gibidir:
"Kürsü, Arş'ın
yanında, ona çıkılan basamak (merdiven) gibidir." ( Tahâviye Akîdesi Şerhi,
sayfa: 312-313 )
Değerli âlim Muhammed b.
Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
"Bazı kimseler, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in:
"Şüphesiz ki Allah
Teâlâ kıyâmet günü Kürsü'sünü yere koyar" hadisini delil
göstererek: Arş, Kürsü'nün tâ kendisidir, demişlerdir.
Yine bazı kimseler, Allah
Teâlâ'nın:
وسع كرسيه السموات والأرض
'Kürsü'sü yani ilmi, gökleri ve yeri kuşatmıştır'
diyerek, Kürsü'nin ilim olduğunu iddiâ etmişlerdir.
Doğru olan: Kürsü, Rab
Teâlâ'nın iki ayağını koyduğu yerdir. Arş ise,
Rahmân Subhânehu ve Teâlâ'nın üzerine istivâ ettiği şeydir.
İlim ise: Âlimde
bulunan bir sıfattır ki âlim, o sıfatla bilinen şeyi idrâk
eder.
Yine de en iyisini Allah Teâlâ
bilir."
( Muhammed b. Salih el-Useymîn, "el-Kavlu'l-Mufîd Şerhu Kitâbi't-Tevhîd", sayfa: 393-394 )