Hamd, yalnızca Allah'adır.
Değerli âlim Elbânî -Allah ona rahmet
etsin- bu konuda şöyle demiştir:
Hicabın şartları:
Birincisi:
Hicabın, istisnâ kılınan yerlerin
dışında bedenin tamamını örtmesi gerekir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
((
يَا أَيُّهَا
النَّبِيُّ قُلْ لِأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْـمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ
مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلاَ يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللهُ
غَفُورًا رَحِيمًا )) [ سورة الأحزاب،
الآية: 59]
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve
mümin kadınlara söyle: Ev dışına
çıktıkları zaman dış elbiselerini
(cilbablarını)
üzerlerine salıversinler. Böyle yapmaları, onların
tanınmaları (hür kadınlar oldukları, köle
kadınlar olmadıkları bilinmeleri) ve kendilerine
sarkıntılık edilerek incitilmemeleri bakımından en
uygun bir davranıştır. Allah çok bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir." (Ahzâb Sûresi: 59)
Bu âyette, zînetin tamamının örtülmesinin
farz olduğu ve yabancı erkeklerin önünde kasıtsız
olarak görünen kısmı dışında zînetten hiçbir
şeyin gösterilmemesi gerektiği, şayet zînetten bir şey
gözüktüğü zaman onu hemen örttükleri takdirde sorumlu
tutulmayacakları açıkça belirtilmiştir.
Hâfız İbn-i Kesîr -Allah ona rahmet etsin-
tefsirinde bu âyet hakkında şöyle demiştir:
"Yani; zînetten hiçbir şeyi yabancı
erkeklere göstermesinler. Ancak gizlenmesi mümkün olmayan yerler bu hükmün
dışındadır.
Nitekim İbn-i Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
şöyle demiştir:
"Ridâ ve elbise gibi... Yani Arap
kadınlarının, elbiselerinin üzerine giydikleri ve altlarından
başka bir yeri gözükmeyen, başlarından
aşağıya örttükleri "Mikna'a" gibidir. Bunun
gözükmesinde ona bir günah yoktur. Çünkü bu, gizlenmesi mümkün olmayan bir şeydir."
İkincisi:
Hicabın kendisinin zînet (süslü ve
alımlı) olmaması gerekir.
Çünkü Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur:
(( ...
وَلا يُبْدِينَ
زِينَتَهُنَّ... )) [ سورة النور من الآية: 31 ]
"...
zînetlerini (yabancı
erkeklere) göstermesinler..." (Nur Sûresi: 31)
Zirâ lafzın genel oluşu; eğer
erkeklerin bakışlarını çeken elbiseler süslü ise bu, görünen
(dış) elbiseleri kapsar.
Nitekim buna Allah Teâlâ'nın şu
sözü delâlet etmektedir:
((وَقَرْنَ فِي
بُيُوتِكُنَّ وَلا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْـجَاهِلِيَّةِ الأُولَى...)) [ سورة الأحزاب من
الآية: 33]
"(Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde oturun (ve ihtiyaç
dışında evlerinizden dışarı çıkmayın.)
Eski câhiliye kadınlarının açılıp-saçıldıkları
gibi açılıp-saçılmayın (güzelliğinizi
göstermeyin)." (Ahzâb Sûresi: 33)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in de şu
sözü delâlet etmektedir:
((
ثَلاثَةٌ لا تَسْأَلْ عَنْهُمْ: رَجُلٌ فَارَقَ الْـجَمَـاعَةَ، وَعَصَى
إِمَامَهُ، وَمَاتَ عَاصِيًا، وَأَمَةٌ أَوْ عَبْدٌ أَبَقَ فَمَـاتَ، وَامْرَأَةٌ
غَابَ عَنْهَا زَوْجُهَا قَدْ كَفَاهَا مُؤْنَةَ الدُّنْيَا فَتَبَرَّجَتْ
بَعْدَهُ، فَلا تَسْأَلْ عَنْهُمْ.))
[ أخرجه الحاكم وأحمد من حديث فضالة بن عبيد وسنده
صحيح وهو في الأدب المفرد ]
"(Bu zikredilen büyük
günahları işledikleri için helâk olacak) üç sınıf insan
hakkında soru sormayın. (Bu üç sınıfın birincisi:)
Müslümanların cemaatini terk eden (onlardan ayrılan), (müslüman) devlet başkanına
başkaldırmış ve ona isyan etmiş halde ölen kimse,
(ikincisi:) Efendisinden kaçmış ve bu halde ölmüş
kadın veya erkek köle, (üçüncüsü:) Kocası, dünyalık
nafakasını (yiyeceğini) temin ettiği halde onun yanından ayrılıp
gittikten sonra (kocasına ihânet ederek)
açılıp-saçılmış kadın. Bunlar hakkında soru
sormayın."(Hâkim; 1/119. Ahmed; 6/19. Fadâle b. Ubeyd'in rivâyet
ettiği hadistir. Hadisin senedi sahih olup bu hadis, aynı zamanda
'el-Edebu'l-Mufred'dedir.)
Üçüncüsü:
Hicabın,
şeffaf ve ince olmayan, koyu renkli ve kalın kumaş olması
gerekir.
Çünkü
örtünme, ancak bununla gerçekleşir. Eğer hicab şeffaf
elbise olursa, kadının fitne ve süsünü daha da arttırır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu
şekilde giyinen kadınlar için şöyle buyurmuştur:
((
سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي نِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ عَلَى رُءُوسِهِمْ
كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ، اِلْعَنُوهُنَّ؛ فَإِنَّهُنَّ مَلْعُونَاتٌ.))
[ رواه مسلم ]
"Ümmetimin sonunda giyinmiş oldukları halde
çıplak olan, başları deve hörgüçleri gibi (saçlarını deve hörgüçleri gibi
bağlayan) kadınlar olacaktır. Onlara lânet edin. Çünkü
onlar, lânetlenmiş kadınlardır." (Müslim)
Müslim'in rivâyet ettiği başka bir hadiste
şu fazlalık da vardır:
((
صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا: قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ
كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ، وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ
عَارِيَاتٌ مُمِيلَاتٌ مَائِلَاتٌ رُءُوسُهُنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ
الْمَائِلَةِ، لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ، وَلَا يَجِدْنَ رِيحَهَا، وَإِنَّ
رِيحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ كَذَا وَكَذَا.))
[ رواه مسلم ]
"Cehennem halkından iki sınıf insanı
(benim çağımda) henüz görmedim. (Bu
iki sınıftan birincisi:) Ellerinde danaların kuyrukları
gibi olan kırbaçlarla insanlara vuran bir topluluktur. (İkincisi:)
Giyinmiş oldukları halde çıplak olan,
saçlarını fâhişeler gibi tarayan
başları meyilli deve hörgüçleri gibi
(saçlarını
deve hörgüçleri gibi bağlayan) kadınlardır.
O kadınlar, cennete giremezler ve cennetin kokusunu dahi alamazlar. Oysa
cennetin kokusu şu şu uzaklıktan
hissedilir."(Müslim, Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyetle)
İbn-i Abdulberr -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, (bu hadiste)
vücudu örtmeyen, aksine teni gösteren ince elbiseler giyen, bundan
dolayı isim olarak giyinmiş olan, fakat gerçekte çıplak olan
kadınları kasdetmek istemiştir." (Suyûtî;
"Tenvîru'l-Havâlik"; c: 3, s: 103)
Dördüncüsü:
Hicabın,
kadının bedeninden bir şeyi belli edecek şekilde dar
olmaması, aksine geniş olması gerekir.
Çünkü
elbiseden amaç; fitneyi gidermektir.Fitneyi gidermek de ancak geniş elbise
ile olur. Dar elbiseye gelince, tenin rengini örtüp gizlese bile, vücut
hatlarını veya bir kısmını belli eder ve erkeklerin
gözlerinde o kadının vücudunu tasvir eder
(canlandırır) ki bunun fitne olduğu ve fesada yol
açacağı apaçıktır. Bundan dolayı hicabın
geniş olması gerekir.
Üsâme
b. Zeyd -Allah ondan ve
babasından râzı olsun- şöyle demiştir:
(( كَسَانِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى
اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قُبْطِيَّةً كَثِيفَةً مِمَّا أَهْدَاهَا لَهُ
دِحْيَةُ الْكَلْبِيُّ، فَكَسَوْتُهَا امْرَأَتِي، فَقَالَ: مَا لَكَ لَمْ تَلْبَسِ
الْقُبْطِيَّةَ؟ قُلْتُ: كَسَوْتُهَا امْرَأَتِي. فَقَالَ: مُرْهَا فَلْتَجْعَلْ
تَحْتَهَا غِلَالَةً؛ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ تَصِفَ حَجْمَ عِظَامِهَا.)) [ أخرجه الضياء المقدسي في الأحاديث المختارة أحمد والبيهقي
بسند حسن ]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bana, Dihye el-Kelbî'nin -Allah ondan râzı olsun-
(Mısır'dan)
getirip kendisine hediye ettiği Kubtıyye (beyaz renkli ince
Mısır kumaşı) giymem için bana ondan bir kupon verdi.Ardından
ben de onu hanımıma giydirdim.
Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-Ne oldu
niçin Kubtiyye'yi giymedin? Buyurdu.
Ben dedim
ki:
-Onu
hanımıma giydirdim.
Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
- Hanımına
söyle, onun altına bir astar koysun. Korkarım ki o,
(astarsız
giyerse) hanımının kemiklerinin hacmini vasfeder (gösterir)."
(Hadisi, Ziyâ el-Makdisî; "el-Ehâdîsu'l-Muhtâra"; c: 1, s: 441'de
ve Ahmed ile Beyhakî, hasen bir senedle rivâyet etmişlerdir.)
Beşincisi:
Hicabın
buhurlanmış (tütsülenmiş) olmaması ve üzerine güzel koku
sürülmemiş olması gerekir.
Çünkü
bu konudaki hadisler, kadınların, evlerinden
çıktıklarında (üzerlerine veya elbiselerine) güzel koku
sürmelerini yasaklamaktadır. Şimdi bu konuda size senedi sahih olan
bazı hadisleri zikredeceğiz:
1. Ebu Musa
el-Eş'arî'den -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
(( أَيُّمَا امْرَأَةٍ اسْتَعْطَرَتْ، ثُمَّ مَرَّتْ
عَلَى الْقَوْمِ لِيَجِدُوا مِنْ رِيحَهَا، فَهِيَ زَانِيَةٌ.)) [ رواه أحمد وصححه الألباني ]
"Güzel koku
sürünüp kokusunu hissetmeleri için bir topluluğun yanına uğrayan
kadın, zinâkârdır." (Ahmed rivâyet etmiş, Elbânî de hadisin sahih olduğunu
söylemiştir.)
2.
(Abdullah
b. Mesud'un hanımı)
Zeyneb es-Sekâfîyye'den -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur:
((
إِذَا خَرَجَتْ إِحْدَاكُنَّ إِلَى الْعِشَاءِ، فَلَا تَقْرَبَنَّ (تَمَسَّ)
طِيبًا.)) [ رواه أحمد ]
"Sizden
biriniz, yatsı namazına
(gitmek
için evden) çıktığı zaman, güzel kokuya
yaklaşmasın (dokunmasın/üzerine güzel koku sürünmesin)."
(Ahmed ve Nesâî)
3.
Ebu Hureyre'den -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( أَيُّمَا امْرَأَةٍ أَصَابَتْ
بَخُورًا فَلا تَشْهَدْ مَعَنَا الْعِشَاءَ الآخِرَةَ.))
[ رواه مسلم ]
"Üzerine buhur
(tütsü)
süren bir kadın, bizimle birlikte yatsı namazına hazır
bulunmasın (yatsı namazını bizimle birlikte
kılmasın)!"
(Müslim)
4. Musa b. Yesâr'dan rivâyet olunduğuna göre Ebu
Hureyre -Allah ondan râzı olsun- o şöyle demiştir:
((أَنَّ امْرَأَةً مَرَّتْ بِهِ تَعْصِفُ
رِيحُهَا فَقَالَ : يَا أَمَةَ الْجَبَّارِ الْمَسْجِدُ تُرِيدِينَ؟ قَالَتْ : نَعَمْ.
قَالَ : وَلَهُ تَطَيَّبْتِ؟ قَالَتْ: نَعَمْ. قَالَ: فَارْجِعِى، فَاغْتَسِلِى؛ فَإِنِّى
سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : مَا مِنِ امْرَأَةٍ
تَخْرُجُ إِلَى الْمَسْجِدِ تَعْصِفُ رِيحُهَا، فَيَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهَا صَلاَتَهَا
حَتَّى تَرْجِعَ إِلَى بَيْتِهَا فَتَغْتَسِلَ.)) [ رواه البيهقي في السنن الكبرى
وأحمد وأبو داود وابن ماجه نحوه ]
"(Mescide
namaz kılmaya giden ve güzel koku süründüğünden dolayı)
arkasında (adeta rüzgâr gibi) güzel koku estiren bir kadın
kendisinin yanından geçince ona:
-Ey Cebbâr (olan Allah)'ın kadın kölesi! Mescide mi gitmek
istiyorsun? Diye sordu.
Kadın:
-Evet, dedi.
Ebu Hureyre -Allah ondan râzı olsun- ona:
- Mescit için mi güzel koku süründün? Diye sordu.
Kadın:
-Evet, dedi.
Ebu Hureyre -Allah ondan râzı olsun- ona
şöyle dedi:
- O halde evine dön ve
(cünüplükten arınmak için boy abdesti
aldığın gibi) boy abdesti al! Çünkü ben,
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:
-
(Elbisesine
güzel koku sürüp) kokusu esecek bir şekilde mescide çıkan (giden)
bir kadın, (o kokuyu gidermek için) tekrar evine dönüp
yıkanmadıkça Allah Teâlâ onun namazını kabul etmez." (Beyhakî,
"Sünen-i Kübrâ". Ahmed, Ebu Davud ve İbn-i Mâce'de buna
yakın bir hadis rivâyet etmişlerdir.)
Daha
önce de zikrettiğimiz gibi, bu hadislerin delil olan yönü,
lafızlarının genel oluşudur.Çünkü güzel koku,
bedende kullanıldığı gibi, elbisede de
kullanılır.Özellikle üçüncü hadis, buhuru (tütsüyü)
zikretmiştir ki bu, özellikle elbiselerde daha çok
kullanılır.
Kadının,
güzel kokuyu elbisesinde kullanmaktan yasaklanmasının sebebi,
açıktır. O da erkeklerin şehvet duygularını harekete
geçirmesidir.
İslâm
âlimleri; güzel elbiseyi (süslü cilbabı), altın ve benzeri
takıların gösterilmesini, aşırı zîneti ve
erkeklerle aynı ortamda (karma bir halde) bulunmayı da bu hükümde
saymışlardır." (İbn-i Hacer; "Fethu'l-Bârî; c: 2,
s: 279)
İbn-i
Dakîk el-Îyd
-Allah ona
rahmet etsin- (yukarıda zikredilen 4. hadis hakkında) şöyle
demiştir:
"Bu hadiste mescide gitmek isteyen
kadının, (elbisesine) güzel koku sürünmesinin haram olduğunu
göstermektedir. Çünkü kadının güzel koku sürünmesi;
erkeklerin şehvet duygularını harekete geçirir." (el-Munâvî
bunu, "Feydu'l-Kadîr"'de Ebu Hureyre'nin rivâyet ettiği birinci
hadisin şerhinde nakletmiştir.)
Altıncısı:
Hicabın, erkeğin elbisesine benzememesi
gerekir.
Çünkü sahih hadislerde, giyimde ve başka
şeylerde erkeğe benzeyen kadının lânetlendiğine dâir
deliller gelmiştir.İşte bildiğimiz delillerden
bazılarını sana takdim ediyoruz:
1. Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğu göre o şöyle demiştir:
((
لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرَّجُلَ يَلْبَسُ
لِبْسَةَ الْـمَرْأَةِ، وَالْـمَرْأَةَ تَلْبَسُ لِبْسَةَ الرَّجُلِ.))
[ رواه أحمد وأبو
داود ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,
kadının giyinişi gibi giyinen erkeğe ve erkeğin
giyinişi gibi giyinen kadına lânet etti."
(Ahmed ve
Ebu Davud)
2. Abdullah b. Amr'dan -Allah ondan ve babasından râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Ben,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-'i şöyle buyururken işittim:
((
لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِالرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ، وَلَا مَنْ تَشَبَّهَ
بِالنِّسَاءِ مِنَ الرِّجَالِ.))
[ رواه أحمد ]
"Kadınlardan erkeklere benzeyen ve erkeklerden
kadınlara benzeyen kimse, bizden (bizim yolumuz ve sünnetimiz üzere)
değildir."(Ahmed)
3. İbn-i
Abbas'tan
-Allah
ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o
şöyle demiştir:
((
لَعَنَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْـمُخَنَّثِينَ مِنَ
الرِّجَالِ، وَالْـمُتَرَجِّلَاتِ مِنَ النِّسَاءِ. وَقَالَ: أَخْرِجُوهُمْ مِنْ
بُيُوتِكُمْ. قَالَ: فَأَخْرَجَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
فُلَانًا، وَأَخْرَجَ عُمَرُ فُلَانًا.))
[ رواه البخاري ]
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- erkeklerden,
(giyim-kuşam,
şekil, yürüyüş ve sesi yükseltmek gibi davranışlarla) kadınlara
benzeyen erkeklere, kadınlardan da erkeklere benzeyen kadınlara lânet
etti ve (genel bir hitapla) şöyle buyurdu:
-Onları
evlerinizden (veya beldenizden) çıkarın!
İbn-i
Abbas -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- dedi ki:
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
falancayı (evinden) çıkardı.Ömer de -Allah ondan râzı olsun- falancayı
(evinden) çıkardı." (Buhârî)
İbn-i
Abbas -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- başka bir rivâyette şöyle demiştir:
(( لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ الْـمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْـمُتَشَبِّهَاتِ
مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ.)) [ رواه البخاري ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, erkeklerden
(giyim-kuşam,
şekil, yürüyüş ve sesi yükseltmek gibi davranışlarla) kadınlara
benzeyen erkeklere, kadınlardan da erkeklere benzeyen kadınlara lânet
etti."(Buhârî)
4. Abdullah
b.Ömer'den -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- şöyle
buyurmuştur:
(( ثَلاثٌ لا يَدْخُلُونَ الْـجَنَّةَ
وَلا يَنْظُرُ اللهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: الْعَاقُّ وَالِدَيْهِ، وَالْـمَرْأَةُ الْـمُتَرَجِّلَةُ الْـمُتَشَبِّهَةُ بِالرِّجَالِ، وَالدَّيُّوثُ.))
[ رواه أحمد ]
"Üç
sınıf insan cennete giremeyecek ve Allah Teâlâ kıyâmet günü
onlara (rahmet
nazarıyla) bakmayacaktır: (Bunlar:) Ana-babasına
itaatsizlik eden, erkeklere benzeyen kadın ve deyyûstur." (Ahmed)
5. İbn-i Ebî Muleyke'den -adı:Abdullah b.
Ubeydullah'tır- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
((
قِيلَ لِعَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا: إِنَّ امْرَأَةً تَلْبَسُ النَّعْلَ.
فَقَالَتْ: لَعَنَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرَّجُلَةَ مِنَ
النِّسَاءِ.))
[ رواه أبو داود ]
"Âişe'ye -Allah ondan râzı olsun-:
-
(Erkeklere
âit olan) ayakkabıyı giyen kadının hükmü nedir? diye
soruldu.
Bunun üzerine o şöyle dedi:
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,
kadınlardan, erkeklere benzeyen kadına lânet etti." (Ebu Davud)
Bu hadisler;
kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara benzemesinin haram
olduğuna açık bir şekilde delâlet etmektedir. Bu hadisler, hem
elbiseyi, hem de diğer hususları kapsamaktadır. Ancak birinci
hadis, sadece elbiseyi kapsamaktadır.
Yedincisi:
Hicâbın,
kâfir kadınların elbiselerine benzememesi gerekir.
Müslüman erkek
ve kadınların, ister ibâdetlerinde olsun, ister bayramlarında olsun,
isterse onlara âit elbiselerde olsun, kâfirlere benzemelerinin câiz
olmadığı İslâm şeriatında belirlenmiştir.Bu
hüküm, İslâm şeriatında büyük bir ölçüdür. Üzülerek
ifâde etmek gerekirse günümüzde müslümanların pek çoğu bu ölçünün
dışına çıkmışlardır. Hatta bu müslümanlar,
dînlerini bilmemeleri veya hevâ ve arzularına uymaları veyahut da yaşadığımız
çağın âdetlerine ve kâfir Avrupa'nın gelenek ve
göreneklerine ayak uydurarak yoldan çıkmaları sonucu dînî işlerde
ve dîne dâvet konusunda -kâfirlerden eziyet görmelerine rağmen- bu
ölçünün dışına çıkmışlardır.Zirâ müslümanların
zelil olmaları, güçlerini kaybederek zayıflamaları, yabancı
güçlerin kendilerine hâkim olmaları ve müslümanları
sömürmelerinin sebepleri, bu davranışlardır.
Nitekim
Allah Teâlâ konuda şöyle buyurmuştur:
((... إِنَّ اللهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا
بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ... ))
[ سورة الرعد من الآية: 11 ]
"Şüphesiz ki bir toplum
kendinde olan durumu değiştirmedikçe (Allah'ın
kendilerini emrettiklerini bırakıp O'nun emirlerine karşı
gelmedikçe), Allah da o toplumda olan hali (onlara bahşettiği
nimeti) değiştirmez." (Ra'd Sûresi: 11)
Müslümanlar,
bu durumu keşke bilmiş olsalardı.
Bilinmesi
gerekir ki, bu önemli ölçünün doğruluğuna delâlet eden
deliller, Kur'an ve sünnette pek çoktur. Kur'an'daki deliller mücmel olmakla
birlikte Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti, -her zaman
olduğu gibi- bu âyetleri açıklamaktadır.
Sekizincisi:
Hicabın,
şöhret için giyilen elbise olmaması gerekir.
Çünkü
Abdullah b. Ömer'in -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet ettiği
hadiste, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((
مَنْ لَبِسَ ثَوْبَ شُهْرَةٍ فِي الدُّنْيَا أَلْبَسَهُ اللهُ ثَوْبَ مَذَلَّةٍ
يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ أَلْهَبَ فِيهِ نَارًا.))
[ رواه أبو داود وابن ماجه وأحمد ]
"Kim
(dünyada dikkatleri
üzerine çeken) şöhret elbisesi
giyerse, Allah ona kıyâmet gününde (dünyadaki ameline
karşılık olarak insanlar arasında onun zilletini
teşhir eden ve
aşağılayan) zillet
elbisesi giydirir. Sonra da (kıyâmet gününde giydirmiş olduğu bu
zillet elbisesinin içine alev verip) onu alevli ateşte yakar." (Ebû Dâvud, İbn-i Mâce ve
Ahmed) ("Müslüman Kadının
Hicabı"; s: 54-67)
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.