Hamd, yalnızca Allah'adır.
Eskiden
beri insanların kendi aralarında devam eden ve birbirlerini
selâmladıkları bir gelenekleri vardı. Her tâifenin, kendisini
diğer insanlardan ayrı tutan bir selâmlaşma şekli
vardı.
Nitekim
eskiden Araplar: "Hayırlı sabahlar" anlamına gelen "En'im
Sabâhan" veya "En'imû Sabâhan" derlerdi. Dolayısıyla
sabah lafzıyla birlikte bolluk içindeki rahat yaşam anlamına
gelen "نَعْمَةٌ
/ne'meh" lafzını kullanırlar ve bu lafzı onunla
birleştirirlerdi.Sabah, insanın gündüzüne başlayacağı
ilk vakit olduğu için bu vakitte bolluk ve hayır elde ederse, o
gününün tamamını bu bolluk ve hayırla birlikte geçirmiş
olur.
İslâm
dîni gelince, Allah -azze ve celle- bu dînde müslümanlar için kendi
aralarında bir esenlik ve şiâr olsun diye onlara selâmı, yani
"esselâmu aleykum" lafzını meşrû kılmış
ve bunu, onları diğer milletlerden ayıran bir özellik
olarak sadece müslümanlara has kılmıştır.
Selâmın
anlamı; her türlü kötülük ve noksanlıklardan berâet, halâs ve
kurtuluştur.
Yine selâm;
Allah -azze ve celle-'nin isimlerinden yüce bir isimdir.
Buna
göre "esselâmu aleykum" sözü, yani "O, sizi
gözetliyor ve size muttali oluyor" demektir. Bundan dolayı bu
sözde öğüt vardır.
Yine
"esselâmu aleykum" sözü, "Allah -azze ve celle-'nin isminin
bereketi size nâzil olsun ve üzerinizde hâsıl olsun"
anlamını da içermektedir.
İbn-i
Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"el-Melik-
el-Kuddûs, es-Selâm olan Allah Teâlâ İslâm
ehline (müslümanlara) kendi aralarında selâmlaşmaları için
"Selâmun aleykum" lafzını meşrû
kılmıştır. Bu selâm, geçmiş ümmetlere âit
selâmlarının kimisinde: "Bin yıl yaşayasın"
gibi imkânsız ve yalan sözler bulunan, kimisinde: "Hayırlı
sabahlar" gibi bundan daha kısa anlamlı olan bütün
selâmlarından daha evlâdır. Zirâ geçmiş ümmetlerin
selâmlarında Allah Teâlâ'dan
başkasına yapılmaması gereken secdeyi içeriyordu.Bu sebeple
"esselâmu aleykum" diyerek selâm vermek, geçmiş ümmetlerin bütün
bu selâmlarından daha evlâ olmuştur. Çünkü "esselâmu
aleykum" sözü, o olmadan hayat ve kurtuluşun
olmadığı selâmeti içerir. Bundan dolayı "esselâmu
aleykum" lafzı, her maksat ve gâyeden önce gelen esastır.
Kulun hayattaki maksadından iki şey meydana gelir:
Birincisi:
Kulun şerden (kötülükten) selâmette olması.
İkincisi:
Kulun hayır ve iyiliği elde etmesi.
Şerden
selâmette olmak, iyilik ve hayrı elde etmekten önce gelir.Dolayısıyla
selâm, insanlar arasında bir bağdır."
("Bedâiu'l-Fevâid"; s: 144)
Diğer
taraftan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- selâmı (insanlar
arasında) yaymayı îmândan saymıştır.
Nitekim Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan ve babasından
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle
demiştir:
((
أَنَّ رَجُلاً سَأَلَ
رَسُولَ اللَّهِ
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الإِسْلاَمِ خَيْرٌ ؟ قَالَ : تُطْعِمُ الطَّعَامَ،
وَتَقْرَأُ السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ، وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ )) [ رواه
البخاري ومسلم وأحمد وأبو داود والنسائي وابن حبان ]
"Bir adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e:
-İslâm'ın hangi
haslet ve amelleri daha hayırlıdır (başkası için çok faydalıdır)?
diye sordu.
Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem- buyurdu ki:
- Yemek yedirmen,
tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir."
(Buhârî; hadis no: 12, 28 ve
6236. Müslim; hadis no: 39. Ahmed; hadis no: 2/169. Ebu Davud; hadis no: 5494.
Nesâî; hadis no: 8/107. İbn-i Hibbân; hadis no: 505)
İbn-i
Hacer -Allah ona rahmet etsin- (yukarıdaki hadisi şerh ederken)
şöyle demiştir:
"Kibirlenerek
veya yapmacık tavır takınarak selâmı herhangi birisine has
kılma! Aksine İslâm'ın şiârına tâzim göstermek ve
müslüman kardeşliğini gözönünde bulundurmak sûretiyle
selâmı yay!" ("Fethu'l-Bârî"; c: 1, s: 56)
İbn-i
Receb -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste yemek yedirmeyi ile selâmı
yaymayı birarada zikretmiştir. Çünkü söz ve fiil ile
ihsan biraraya gelir ki, bu, ihsanın en kâmil olanıdır. Bu
ikisinin, İslâm'ın en hayırlı iki hasleti olması,
ancak İslâm'ın diğer farz ve vâcipleri yerine getirildikten
sonra olur (farz ve vâcipler yerine getirilmeden bu ikisi İslâm'ın en
hayırlı iki hasleti olmaz)." ("Fethu'l-Bârî"; c: 1, s:
43)
es-Senûsî -Allah
ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Selâmdan
murad; insanların birbirleriyle selâmlaşmasıdır.Selâm,
kalplerde sevgi ve muhabbet tohumlarının yeşermesine vesile
olur.Aynı şekilde yemek yedirmek de böyledir. Birbirini seven
iki kişi arasında sevgi ve muhabbet bağı zayıf
olabilir.Selâm ile bu zayıflık ortadan kalkar. Belki de birbirine
düşman olabilirler.Birbirine selâm vermekle bu düşmanlık
dostluğa dönüşür." ("İkmâlu'l-Muallim; c: 1, s:
244)
Kadı
İyad -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Bu,
mü'minlerin kalplerinin birbirine ısınması için Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir teşviktir. Mü'minlerin en fazîletli
İslâmî ahlakları birbirleriyle kaynaşıp dostluk
kurmaları, birbirleriyle selâmlaşmaları, birbirlerine sevgi ve
muhabbet beslemeleri ve bunu kendi aralarında söz ve fiiller
uygulamalarıdır. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
mü'minleri, birbirlerini sevmeye, birbirlerine muhabbet beslemeye ve buna
vesile olan hediyeleşmeye, yemek yedirmeye ve selâmı yaymaya teşvik
etmiş, bunların zıddı olan birbiriyle ilişkiyi kesmek,
birbirine sırtını dönmek, birbirinin ayıp ve
kusurlarını araştırmak, koğuculuk yapmak (laf
taşımak) ve iki yüzlü davranmak gibi davranışlardan da
yasaklamıştır.
Dostluk ve
sevgi, dînin bir farzı, İslâm şeriatının bir rüknü ve müslümanları
biraraya getiren bir sistemdir. İnsan, tanıdık olan ve olmayana
selâm vermekle ameli, Allah Teâlâ'ya hâlis
kılmaktadır.Bu davranışta tanıdık olmayanı
bir tarafa bırakarak sadece tanıdık olana yapmacık bir
tavır takınmak veya yaranmaya çalışmak yoktur.Bunun
yanında selâmda alçakgönüllülük ve bu ümmetin bir şiârı
olan selâmı yaymak vardır." ("İkmâlu'l-Muallim; c: 1,
s: 276)
Bunun
içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- selâm vermekle sevgi,
muhabbet ve kardeşliğin meydana geleceğini açıklamıştır.
Nitekim
Ebu
Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyrumuştur:
((
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا، وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى
تَحَابُّوا، أَوَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ:
أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ.)) [ رواه مسلم وأحمد والترمذي ]
"Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de
(tam anlamıyla) îmân
etmiş olmazsınız.
Size,
yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir
şeyi göstereyim mi:
- Selâmı aranızda yayın."
(Müslim; hadis no: 54.
Ahmed; hadis no: 2/391. Tirmizî; hadis no: 2513).
Öte
yandan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Esselâmu aleykum"
diyenin mükâfat ve sevabını açıklamıştır.
Nitekim Ebu Hureyre'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
((
أَنَّ رَجُلاً مَرَّ
عَلَى رَسُولِ اللَّهِ
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ فِي مَجْلِسٍ فَقَالَ: سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ، فَقَالَ: عَشْرُ
حَسَنَاتٍ. ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ قَالَ: سََلاَمٌ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ
اللَّهِ، فَقَالَ: عِشْرُونَ حَسَنَةً. ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ فَقَالَ: سَلاَمُ
عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، فَقَالَ: ثَلاَثُونَ حَسَنَةً.)) [
رواه النسائي في عمل اليوم والليلة والبخاري في الأدب المفرد وابن حبان في صحيحه ]
"Bir adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mecliste
iken ona uğrayarak:
- Selâmun aleykum,
dedi.
Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-:
- Ona on sevap verildi
(veya ona on sevap
yazıldı) buyurdu.
Sonra başka bir
adam uğradı ve:
- Selâmun aleykum ve
rahmetullah, dedi.
Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-:
- Ona yirmi sevap
verildi
(veya
ona yirmi sevap yazıldı) buyurdu.
Sonra başka bir
adam uğradı ve:
Selâmun aleykum ve
rahmetullahi ve berakatuhu, dedi.
Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem-:
- Ona otuz sevap
verildi
(veya
ona otuz sevap yazıldı) buyurdu." (Nesâî;
"Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyle"; hadis no: 368. Buhârî;
"el-Edebu'l-Mufred"; hadis no: 586. İbn-i Hibbân; hadis no:
493).
Selâmı
almayı (Aleykum selâm diyerek karşılık vermeyi)
emretmiş ve bunun müslümanın müslüman kardeşi üzerindeki bir
hakkı olduğunu saymıştır.
Nitekim
Ebu
Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyrumuştur:
(( حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ: رَدُّ السَّلَامِ،
وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبُاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّاعِي، وَتَشْمِيتُ
الْعَاطِسِ.)) [ رواه أحمد والبخاري ومسلم والنسائي في عمل اليوم والليلة
وأبو داود
]
"Müslümanın, (diğer) müslüman üzerindeki
hakkı beştir:
-
Selâmını
almak.
-
Hastayı ziyâret
etmek.
-
Cenâzesine
katılmak (iştirak etmek).
-
Dâvet edenin dâvetine
icâbet etmek (çağrısına
uymak).
-
Hapşırınca
(Elhamdulillah derse) yerhamukallah
(Allah sana merhamet etsin) demek."
(Ahmed;
hadis no: 2/540. Buhârî; hadis no: 1240. Müslim; hadis no: 2792. Nesâî;
"Ammelu'l-Yevmi ve'l-Leyle"; hadis no: 221. Ebu Dâvud; hadis no:
5031)
Hadisin zâhirine
bakılacak olursa, buradaki emir vucûbiyetttir.Dolayısıyla
selâmı almak vâciptir. Çünkü müslüman, sana selâm vermekle senden
emân yani sığınma ve koruma talep etmiş demektir. Senin de buna
karşılık bu sığınma ve selâmeti (güveni) ona
vermen gerekir. O sana selâm vermekle sanki sana şöyle demek
istemiştir:
-Sana emân, selâmet ve
emniyet veriyorum. Bundan dolayı sebeple senin de aynı emân ve
selâmeti ona vermen gerekir.Tâki selâm verenin kendisine ihânet
edebileceğini veya kendisiyle alakayı kestiğini (ona dargın
olduğunu) zannetmesin ve içine böyle bir his girmesin.
Bunun içindir ki
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- birbiriyle dargın olan iki
kişi arasındaki dargınlığı selâmın
bozacağını haber vermiştir.
Nitekim Ebu Eyyûb
el-Ensârî'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
لاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ، يَلْتَقِيَانِ
فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا وَخَيْرُهُمَا الَّذِي يَبْدَأُ بِالسَّلاَمِ.))
[ متفق عليه ]