Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Biz,müslümanlar
olarak el-Vâhid, el-Ehad ve es-Samed, doğurmamış, doğurulmamış
ve O'na hiç kimse denk olmayan Allah Teâlâ'nın kulları olmaktan
şeref duyar ve bununla iftihar ederiz.O, bizim Rabbimizdir, bizim O'ndan
başka Rabbimiz yoktur. Bunun içindir ki biz,Kerîm olan Rabbimizin
emirlerini, son derece zelîl ve bize emrettiği şeylere teslim
olmuş bir şekilde kabul ederiz.Çünkü biz biliyoruz ki O,
Hakîm'dir ve O'nun hikmetinin üstünde hiç kimsenin hikmeti yoktur. Yine biz
biliyoruz ki O, Rahîm'dir ve O'ndan daha merhametli hiç kimse yoktur.Allah
Teâlâ'ya hamd ederek O'nu her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz.Bunun
içindir ki biz, bize emrettiği şeye kendisine itaat etmemizi
gerektiren bir sevgiyle O'nu severiz. Velev ki bu emir, bize zor ve
meşakkatli gelmiş olsa bile... Bundan dolayı biz, bize emredilen
şeyi yerine getirirken bununla iftihar ederiz, bundan mutluluk ve
rahatlık hissederiz.
Bir insan,
başka bir insanı sevdiği zaman ona hizmet etmek kendisinin
hoşuna gider, belki de bundan mutluluk duyar.Peki bizi yaratan ve elimizde
bulunan, sadece kendisine âit olan bu nimetleri bize rızık olarak
veren Yüce Rabbe ne dersiniz? En güzel örnekler O'na âittir.Bundan
dolayı biz, her şeyimizi Rabbimize borçluyuz ve bize emrettiği
her şeyi yerine getirmekte acele etmemiz gerekir.Belki biz, bununla O'nun
büyük niyetlerine karşılık çok az bir şükrü edâ etmiş
oluruz.Biz, O'nun nimetlerinin şükrünü asla edâ edemeyiz fakat Allah
Teâlâ, geniş lütuf ve ihsanı ile bizim pek az olan amellerimizi kabul
etmekte ve bizi daha büyüğü ile mükâfatlandırmaktadır.
Örneğin hac ibâdeti...
Bir
müslüman, hac ibâdetini Rabbinin kendisinden istediği şekilde edâ ederse,
-Allah -azze ve celle-'yi öfkelendirecek büyük günahlar işleyerek bu
amelini ifsad etmemek kaydıyla- Allah Teâlâ onun günahlarını
bağışlamayı ve cennete girdirmeyi vâdetmiştir.
Allah Teâlâ'nın,
kendisi veya elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bize
emrettiği şeylerde, kendisine itaati güç ve imkâna bağlı
olarak farz kılması, O'nun bu ümmete olan merhametinin fazla
olmasının sebeplerindendir.
Örneğin
bir kul, bir emri yerine getirmeye güç yetirirse, kendisinden istenen emri
yerine getirmesi gerekir. Buna güç yetiremezse, emir kendisinden düşer (sâkıt
olur) ve bu kimse mâzur sayılır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( ... لاَ يُكَلِّفُ اللهُ نَفْساً
إِلاَّ وُسْعَهَا...))
[ سورة البقرة من
الآية: 286 ]
"Allah, hiç kimseye gücünün
yeteceğinden fazlasını yüklemez." (Bakara Sûresi:
286).
Hac
konusunda ise özellikle şöyle buyurmuştur:
(( ... وَلِلهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ
الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللهَ غَنِيٌّ
عَنِ الْعَالَمِينَ ))
[ سورة
آل عمران من الآية:
97 ]
"Yoluna gücü yetenlerin Beytullah'ı haccetmeleri,
Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.Kim de
(haccın
farz oluşunu) inkâr ederse, bilsin ki Allah, âlemlerden (onun haccından
ve diğer amellerinden) müstağnîdir." (Âl-i
İmrân Sûresi: 97)
Yine, kullarına zor ve meşakkatli gelmesin diye
haccı, kullarına ömürde bir defa farz kılması,
Allah
Teâlâ'nın bu ümmete olan merhametinin fazla olmasının
sebeplerindendir. Fakat güç ve takati olanın hac ve umreyi çokça yapmaya
teşvik etmiştir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
((
تَابِعُوا بَيْنَ الْـحَجِّ وَالْعُمْرَةِ؛ فَإِنَّهُمَـا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ
وَالذُّنُوبَ كَمَـا يَنْفِي الْكِيرُ خَبَثَ الْـحَدِيدِ وَالذَّهَبِ
وَالْفِضَّةِ، وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْـمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلَّا الْـجَنَّةُ.))
[ رواه النسائي والترمذي وابن ماجه وأحمد وصححه الألباني في
السلسلة الصحيحة ]
"Hac ve umreyi birlikte
yapın.(Yani umre yaptığınız zaman
hac da yapın.Hac yaptığınız zaman umre de yapın.)
Çünkü hac ile umre, körüğün demir, altın ve gümüşün üzerindeki kir ve pası
giderdiği gibi, fakirliği ve (küçük) günahları siler götürür.Mebrur (kabul olunan) haccın sevabı,
ancak cennettir." (Nesâî, Tirmizî, İbn-i Mâce, Ahmed
ve başkaları rivâyet etmiş, Elbânî de, Sahihu’n-Nesâî, c:2, s: 558’de hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)
Allah Teâlâ, bu büyük ibâdeti (hac ibâdetini),
kendisine tazim gösterelim, O'nu yüceltelim ve güzel nimetlerine ve büyük
ihsanına karşılık O'na şükredelim diye farz
kılmıştır. Kâbe'yi tavaftan kasıt, taşlarla
örülmüş bu duvarın etrafında sadece dönmekten ibâret değildir.Hayır!
Aksine bundan kasıt, Allah Teâlâ, Kâbe'nin etrafında yedi defa tavaf
etmemizi emrettiği içindir. Bu sebeple biz, Allah Teâlâ'ya itaat ederek
Kâbe'nin etrafında yedi defa döneriz (tavaf ederiz), ne fazla, ne de
eksik yaparız. Aksine emrolunduğumuz gibi yaparız ve O'nun
kulları ve huzurunda zelîl kimseler olduğumuzu hissederiz. Bundan
dolayı O'na tekbir getirir, O'na tazim gösterir ve başka
ilahlara, hatta onların zatlarına veya şehvetlerine ibâdet eden
birçok insan arasından kendisine kulluk etmeyi bize nasip buyurduğu
için O'na şükrederiz.
Aynı
şekilde Allah Teâlâ'nın bize meşrû kıldığı
bütün hac menâsiki ile diğer bütün ibâdetler de böyledir.Bu büyük dîn
ile bizi şereflendirdiği için Allah Teâlâ'ya hamd olsun.
Ayrıca
senin bu yaşta hac hakkında bu soruyu sorman, senin bilgi sahibi
olmak ve öğrenmek konusunda gayret gösterdiğine delâlet
eder.Bundan dolayı sana, İslâm hakkında daha fazla bilgi sahibi
olman için kitap okumanı tavsiye ederiz.Böyle yaparsan, seni Yüce
Rabbinin rızâsına götüren yola ayağını koyan
İslâm'ın, fıtrat dîni olduğunu kendi kendine
keşfedeceksin.Seni yaratan ve sana rızık veren Allah, senin, O'ndan
başkasına değil, yalnızca kendisine ibâdet etmeni hak
etmektedir.
Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
bize haber verdiğine göre kardeşi İsa -aleyhisselâm-
âhir
zamanda yeryüzüne ineceğini, bu büyük evi (Beytullah'ı) hac
edeceğini ve tevhidi ilan edeceğini bilmende fayda vardır.
Biz, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in haber
verdiği gibi bunun vukû bulacağına inanırız.
Aynı
şekilde güneşin, gün ortasında doğacağına
inanırız.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
(( وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ
لَيُهِلَّنَّ ابْنُ مَرْيَمَ بِفَجِّ الرَّوْحَاءِ حَاجًّا أَوْ مُعْتَمِرًا أَوْ
لَيَثْنِيَنَّهُمَا.))
[ رواه مسلم ]
"Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, Meryem'in oğlu
İsa, 'Fecci
Ravhâ'
(Mekke ile Medine arasında bir yer) denilen yerde hacca veya umreye veyahut da her ikisine
birden niyet edip Telbiye getirecektir."
(Müslim;
hadis no: 1252).
Allah
Teâlâ'dan gönlünü hidâyete açmasını dileriz. Âmîn...