Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Kur'an-ı
Kerîm'de geçen haline bakılırsa, Hızır -aleyhisselâm- bir peygamberdir.
Nitekim
müfessir eş-Şenkîtî -Allah ona rahmet etsin- Allah Teâlâ'nın:
(فَوَجَدَا
عَبْداً مِنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ
لَدُنَّا عِلْماً) [ سورة الكهف الآية: ٦٥ ]
"Orada
kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve büyük bir ilim öğrettiğimiz
kullarımızdan sâlih bir kul buldular."[1]
Bu sözünü
tefsir ederken şöyle demiştir:
"Fakat bazı
âyetlerden, burada zikredilen rahmetten kastın; nübüvvet/peygamberlik rahmeti
anlaşılır.Ledün ilmi ise, vahiy ilmidir...
Bilindiği
gibi rahmet ve ledün ilmi verilmesi, peygamberlik veya başka yollarla olmasından
daha umumîdir.
Aynı şekilde
bilindiği gibi, umumî olan rahmetten hususî olan nübüvvet sonucunu çıkarmak,
umumî olan rahmetin olması için hususî nübüvvetin olmasını gerektirmez.
Âyette geçen
rahmet ve ledün ilminin, Allah Teâlâ'nın, kulu Hızır -aleyhisselâm-'a
peygamberlik ve vahiy yoluyla lutfettiğine delil teşkil eden en açık şey, şu
âyettir:
(
وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي) [ سورة الكهف من الآية: ٨٢ ]
"Ben, bütün
bunları kendiliğimden yapmış değilim."
[2]
Yani: "Bütün
bunları, ancak Allah -azze ve celle-'nin emriyle yaptım", demektir.
Allah
Teâlâ'nın emri ise, ancak vahiy yoluyla gerçekleşir. Öyle ki Allah Teâlâ'nın
emirleri ve yasakları, O'ndan gelen vahiyden başka bir yolla bilinmez. Özellikle
de görünüş olarak suçsuz bir cana kıymak (onu öldürmek) ve insanların gemisini
delerek kusurlu hale getirmek gibi şeyler. Çünkü insanların canlarına ve
mallarına kasdetmek, ancak Allah Teâlâ'dan gelen vahiy yoluyla olursa doğru
olur.
Nitekim Allah
Teâlâ, vahiy konusunda uyarma ve ikaz etme yollarını şu sözüyle sınırlı
tutmuştur:
(
قُلْ إِنَّمَا أُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ وَلا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا
مَا يُنْذَرُونَ) [ سورة الأنبياء الآية: ٤٥ ]
"(Ey
Muhammed! O müşriklere) De ki: Ben, sizi ancak (Allah tarafından gelen) vahiy
ile (cehennem azabından) uyarıyorum. Fakat sağırlar (kâfirler), uyarıldıkları
zaman bu çağrıya kulak asmazlar."
[3]
Âyette geçen
"İnnemâ" lafzı, hasr (sınırlandırma) sıygasıdır."
[4]
Müfessir
eş-Şenkîtî -Allah ona rahmet etsin- yine şöyşe demiştir:
"... Bütün
bunlarla şunu öğreniyoruz: Hızır -aleyhisselâm-'ın çocuğu öldürmesi, gemiyi
delmesi ve "Ben, bütün bunları kendiliğimden yapmış değilim."
[5] demesi, onun peygamber olduğuna açık delildir.
Müfessir
Fahruddîn er-Râzî, müfessirlerin çoğunluğunun Hızır -aleyhissselâm-'ın peygamber
olduğu görüşünde olduklarını tefsirinde zikretmiştir.
İnsanın,
Hızır -aleyhisselâm-'ın peygamber olduğu görüşüne meyletmesine sebep olan
şeylerden hususlardan birisi de, Musa -aleyhisselâm-'ın ona mütevâzî davranarak
şöyle demesidir:
(قَالَ
لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً) [
سورة الكهف من الآية: 66 ]
"Musa ona:
Sana öğretilenlerden, bana doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için
sana tâbi olayım mı? dedi."
[6]
Yine Musa
-aleyhisselâm-'ın ona şöyle demiştir:
(
قَالَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ صَابِراً وَلا أَعْصِي لَكَ أَمْراً) [ سورة
الكهف من الآية: 69 ]
"Musa
ona:Beni inşaallah (senden gördüklerime) sabreden kimse olarak bulacaksın. Senin
hiçbir emrine karşı gelmeyeceğim."
[7]
Hızır
-aleyhisselâm- ise ona şöyle demiştir:
(وَكَيْفَ
تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْراً) [ سورة الكهف من الآية: 68 ]
"İçyüzünü kavrayamadığın (senden gizli olan) bir bilgiye nasıl sabredeceksin."
[8]