Hamd,
yalnızca Allah'adır.
İslâm âlimleri, kullanılması haram olan altın
ve gümüş takıların veya ticâret amacıyla alınan
altın ve gümüşe zekât gerektiği konusunda ittifak
etmişlerdir.Fakat kullanılması ve ödünç alınması
mübah olan -erkekler için- gümüş yüzük gibi, kadınların ziynet
amacıyla taktıkları takılar gibi ve silahın
kınına yapılması mübah kılınan kaplamalar gibi
konularda zekât gerekip-gerekmediğinde âlimler görüş
ayrılığına varmışlardır.
Nitekim bazı âlimler, Allah Teâlâ'nın şu
emrine muhatap olduğundan dolayı zekât gerektiği
görüşüne varmışlardır:
والذين يكنزون الذهب والفضة ولا ينفقونها في سبيل الله فبشرهم بعذاب
أليم
[ سورة التوبة
الآيتان: ٣٤
– ٣٥]
"İbn-i
Ömer -Allah ondan ve babasından râzı olsun- Sahih-i Buhârî'de bu anlamı şöyle
açıklamıştır:
(( فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ: أَخْبِرْنِي عَنْ قَوْلِ اللَّهِ: والذين يكنزون الذهب والفضة .
قَالَ ابْنُ عُمَرَ
ب: مَنْ كَنَزَهَا فَلَمْ يُؤَدِّ
زَكَاتَهَا فَوَيْلٌ لَهُ ! إِنَّمَا كَانَ هَذَا قَبْلَ أَنْ تُنْزَلَ
الزَّكَاةُ، فَلَمَّا أُنْزِلَتْ جَعَلَهَا اللهُ طُهْرًا لِلأَمْوَالِ )) [ رواه البخاري ]
"Bir bedevî, -İbn-i Ömer'e-
şöyle dedi:
- Bana, Allah
Teâlâ'nın şu sözü hakkında haber verir misin?
'Altın ve
gümüşü biriktirip yığan ve onları Allah yolunda
harcamayanlar (zekâtını
vermeyenler) yok mu!'
İbn-i Ömer
-Allah ondan ve babasından râzı olsun- şöyle dedi:
- Altın ve
gümüşü biriktirip onların zekâtını vermeyen kimseye, veyl
olsun!
Veyl: Cehennemde bir vâdinin adıdır. ( Çeviren )
Yine âlimler,
bu konuda birçok hadisin rivâyet olunmasından dolayı
zekât gerektiği görüşüne varmışlardır.
Nitekim bu
hadislerden birisi de, Amr b. Şuayb'ın, babasından, o da
dedesinden rivâyet ettiği hadistir. Bu hadiste Amr b. Şuayb şöyle
demiştir:
(( أَنَّ امْرَأَةً أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ ^ وَمَعَهَا ابْنَةٌ
لَهَا وَفِي يَدِ ابْنَتِهَا مَسَكَتَانِ غَلِيظَتَانِ مِنْ ذَهَبٍ، فَقَالَ لَهَا:
أَتُعْطِينَ زَكَاةَ هَذَا؟ قَالَتْ: لَا، قَالَ: أَيَسُرُّكِ أَنْ يُسَوِّرَكِ
اللهُ بِهِمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ سِوَارَيْنِ مِنْ نَارٍ؟ قَالَ:
فَخَلَعَتْهُمَا فَأَلْقَتْهُمَا إِلَى النَّبِيِّ ^ وَقَالَتْ: هُمَا لِلهِ عَزَّ
وَجَلَّ وَلِرَسُولِهِ))
[ رواه أحمد وأبو
داود والترمذي والنسائي والدارقطني وابن أبي شيبة وأبو عبيد والبيهقي ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, yanında
kızı ve kızının kolunda altından iki tane
kalın bilezik olan bir kadın geldi.
Bu kadın, Yezîd b. Seken'in kızı Esmâ'dır. (
Çeviren )
Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- o kadına:
- Bunların
zekâtını veriyor musun? diye sordu.
Kadın:
- Hayır, diye
cevap verdi.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Allah
Teâlâ'nın, kıyâmet günü bu iki (altın) bileziğin yerine, ateşten iki
bileziği koluna takması hoşuna gider mi? diye sordu.
(Hadisi rivâyet
eden râvî) der ki:
Bunun üzerine kadın
kızının kolundaki bilezikleri çıkarıp Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önüne
bıraktı ve şöyle dedi:
- Bu iki bilezik,
Allah -azze ve celle- ve O'nun elçisine âittir
(O ikisine fedâ olsun!)." (Ahmed;
2/178, 204,208. Ebu Dâvud; 2/212, hadis no: 1563. Tirmizî; 3/29-30, hadis no:
637. Nesâî; 5/38, hadis no: 2479, 2480. Dârekutnî; 2/112. İbn-i Ebî
Şeybe; 3/153. Ebu Ubeyd; "Emvâl/Mallar", s: 537, hadis no:1260.
Beyhakî; 4/140 )
Âişe'den
-Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( دَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ ^
فَرَأَى فِي يَدَيَّ فَتَخَاتٍ مِنْ
وَرِقٍ، فَقَالَ: مَا هَذَا يَا عَائِشَةُ؟ فَقُلْتُ: صَنَعْتُهُنَّ أَتَزَيَّنُ
لَكَ يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: أَتُؤَدِّينَ زَكَاتَهُنَّ؟ قُلْتُ: لَا أَوْ مَا
شَاءَ اللهُ. قَالَ: هُوَ حَسْبُكِ مِنْ النَّارِ )) [ رواه أبو داود
والحاكم والدارقطني والبيهقي ]
"Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
yanıma girdi. Elimde kaşı olmayan gümüşten yüzükler
gördü.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-
Bunlar
nedir ey Âişe? diye sordu.
Bunun üzerine ben:
- Onlarla
sana
süsleneyim diye yaptım, ey Allah'ın Rasûlü! dedim.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-
Peki
onların zekâtını ödüyor musun? diye sordu.
Ben de:
- Hayır veya
Allah dilerse, dedim.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
Ümmü Seleme'den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
((
كُنْتُ أَلْبَسُ أَوْضَاحًا مِنْ ذَهَبٍ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللهِ! أَكَنْزٌ
هُوَ؟ فَقَالَ: مَا بَلَغَ أَنْ تُؤَدَّى زَكَاتُهُ فَزُكِّيَ، فَلَيْسَ بِكَنْزٍ
)) [ رواه أبو داود
والدارقطني والحاكم والبيهقي ]
"Ben,
altından yapılmış
halhallar kullanıyordum.Bunun üzerine: Ey Allah’ın Rasûlü!
Bu yığıp biriktirilen bir mal mıdır? diye sordum.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
Bazı âlimler ise, (takı olarak kullanılan)
altın ve gümüşe zekât gerekmediği, çünkü bunlar mübah bir
şekilde kullanılmakla elbise ve meta cinsinden sayılır, altın
ve gümüş cinsinden sayılmaz, görüşüne
varmışlardır.
Bu âlimler, Tevbe Sûresi: 34. âyetinin genel oluşu
hakkında ise şöyle demişlerdir:
"Âyetin genel oluşu, sahâbe'nin
-Allah
onlardan râzı olsun- sözleriyle açıklanarak sınırlandırılmıştır.Nitekim sahih olarak sâbit olan bir rivâyette Âişe
-Allah
ondan râzı olsun-, velâyetine alıp himâyesinde büyüttüğü
kardeşinin yetim kızlarını, onların altın ve
gümüş ile süsler
ve bunların zekâtlarını vermezdi.
Ebu Ubeyd
-Allah
ona rahmet etsin- "el-Emvâl/Mallar" adlı kitabında
şöyle demiştir:
Yine, Ebu Ubeyd -Allah ona rahmet etsin-
şöyle demiştir:
"İsmâil
b. İbrahim, Eyyub'dan, o Amr b. Dînâr'dan rivâyet ettiğine göre
o şöyle demiştir:
Câbir b.
Abdullah'a -Allah ondan ve babasından râzı olsun-:
-
Takı olarak kullanılan altın ve gümüşte zekât var
mıdır? diye sorulduğunda o:
-Hayır,
yoktur, diye cevap vermiştir.
Câbir b.
Abdullah'a -Allah ondan ve babasından râzı olsun-
devamla:
Peki on bine ulaşsa bile
zekât yok mudur? diye sorulduğunda o:
Bu
iki görüşten en tercihli olanı; takı olarak kullanılan
altın ve gümüşe -nisab miktarına ulaşırsa veya buna
sahip olan kimsenin, bununla birlikte yanında nisap miktarını
tamamlayan altın, gümüş veya tcâret malları varsa-, zekâtın
gerektiği görüşünde olan âlimlerin görüşüdür.
Nitekim
hadislerin geneli, altın ve gümüşe zekât gerektiğine delâlet
etmiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu genel görüşü
sınırlayan/tahsis eden doğru bir delil yoktur.
Ayrıca
Abdullah b. Amr, Âişe ve Ümmü Seleme'nin -Allah onlardan
râzı olsun- daha önce zikredilen hadisleri bu görüşü teyid
etmektedir.Bu hadisler, isnadı ceyyid/iyi olan hadislerdir.Bu hadislere
tesir eden herhangi bir illet olduğunu söyleyen de yoktur. Bu sebeple
bu hadislerle amel etmek/bunlara göre hareket etmek gerekir.
Tirmizî,
İbn-i Hazm ve Mevsılî'nin bu hadisleri zayıf kabul etmelerine
gelince, bildiğimiz kadarıyla bunun kabul edilir hiçbir yanı
yoktur.Bilindiği gibi Tirmizî -Allah ona rahmet etsin- zikrettiği
şeyde mâzurdur/mazeretli sayılır.Çünkü Tirmizî, hadisi
Abdulah b. Amr'dan rivâyet ederken, zayıf yollardan rivâyet etmiştir.
Nitekim
Ebu Dâvud, Nesâî ve İbn-i Mâce hadisi başka sahih yollardan rivâyet
etmişlerdir.Belki Tirmizî bunu görememiştir.
Muvaffakiyet,
yalnızca Allah'tandır.Allah Teâlâ'nın salât ve selâmı,
Peygamberimiz Muhammed'in, âile halkının ve ashâbının
üzerine olsun.
İlmi
Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; cilt: 9, sayfa: