Hamd,
yalnızca Allah'adır.
İbâdetlerinde
meydana gelen noksanlık ve kayıpları,nâfile ibâdetler veya
istiğfar veyahut da başka şeylerle tam olarak korunma
imkânı bulamayan kullarına, Allah Teâlâ'nın bunu telâfi etmelerini
meşru kılması, O'nun kullarına bir rahmeti ve bu mükemmel
dînin güzelliklerinden birisidir.
Allah
Teâlâ'nın, kullarına namazlarında meydana gelen
noksanlıkları telâfi etmeleri için meşru
kıldığı şeylerden birisi de, sehiv (yanılma)
secdesidir. Bununla beraber Allah Teâlâ ancak bazı özel şeyleri
telâfi etmeyi meşru kılmıştır. Yoksa meydana gelen
bütün noksanlık ve kayıpları, sehiv secdesi telâfi etmez veya meşru kılmaz.
Değerli
âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn'e -Allah ona rahmet etsin- sehiv secdesinin
yapılış sebepleri sorulduğunda o şöyle cevap
vermiştir:
" Namazda
sehiv secdesinin sebepleri, genel olarak üç husustadır:
1.
Fazlalık
(ziyâde): Örneğin insanın namazına bir rükû veya secde veya
kıyam veyahut da oturuş eklemesidir.
2.
Noksanlık
(eksiklik): Örneğin insanın namazın rükünlerinden veya vâciplerinden
birisini noksan yapmasıdır.
3.
Şüphe (tereddüt):
Örneğin insanın namazında üç rekât mı, yoksa dört
rekât mı kıldığı konusunda tereddüt etmesidir.
Bir insan, namazına bir rükû veya secde veya
kıyam veyahut da oturuşu bilerek eklerse, namazı bozulur.Çünkü
namaza bir şey eklemekle, onu Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in
emrettiği şekilde yerine getirmemiş olur.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle
buyurmuştur:
(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ )) [ رواه مسلم ]
"Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş
işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur
(bâtıldır ve ona itibar edilmez)."
Ancak unutarak namazına bir şey eklerse,
namazı bozulmaz. Fakat yanıldığından dolayı
selâmdan sonra iki secde (sehiv secdesi) yapar.
Bunun delili:
1.
Ebu Hureyre'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
ettiği hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle veya ikindi
namazının birinde ikinci rekâttan sonra selâm vermiş, kendisine iki
rekât kıldığı hatırlatılınca, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- geri kalan iki rekâtı
kıldıktan sonra selâm vermiş, sonra iki defa secde etmiş,
ardından da selâm vermiştir."
2.
Abdullah b. Mes'ud'un -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği
hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazını
ashâbına beş rekât kıldırdıktan sonra yönünü ashâbına
dönünce, sahâbe ona: Namaz fazlalaştırıldı mı?
diye sordular. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bu sorunun sebebi nedir? diye sordu. Sahâbe:
Beş rekât kıldın, dediler. Bunun üzerine Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- ayaklarını büküp
kıbleye yöneldi ve iki defa secde etti."
Bir insan namazın
rükünlerinden birisini noksan yaparsa, bu ancak şu hallerden birisiyle olur:
Birinci rekâtta
terkettiği rüknü, ikinci rekâtta aynı yere varmadan önce
hatırlarsa, bu takdirde geri dönmesi ve o rükün ile birlikte bir
sonraki de rüknü yerine getirmesi gerekir.
Birinci rekâtta
terkettiği rüknü, ikinci rekâtta aynı yere vardığında
hatırlamazsa, bu takdirde ikinci rekât, rüknünü terkettiği birinci rekâtın
yerine geçer. Rüknü terkettiği rekâtın yerine başka bir rekât
kılar. Bu iki halde de selâmdan sonra sehiv secdesini yapar.
Bu iki duruma şu
örneği verebiliriz:
Bir kimse, birinci
rekâtın ilk secdesini yaptıktan sonra oturmadan ve ikinci secdeyi
yapmadan ayağa kalkar da ayakta kıraata başladıktan sonra ikinci
secdeyi yapmadığını ve iki secde arasında
oturmadığını hatırlarsa, bu takdirde geri döner,
önce iki secde arasında oturur, sonra bir defa secde eder. Sonra
ayağa kalkıp namazın geri kalan kısmını tamamlar
ve yanıldığından dolayı selâmdan sonra sehiv secdesini
yapar.
Bir kimse, birinci
rekâtta terkettiği rüknü, ikinci rekâtta aynı yere vardıktan
sonra birinci rekâtta ilk secdeden sonra kalktığını ve
ikinci secdeyi yapmadığını ve iki secde arasında
oturmadığını hatırlar, fakat bunu ikinci rekâtın
ikinci secdesinden sonra ancak hatırlarsa, bu takdirde ikinci rekât,
birinci rekâtın yerine geçer. Namazına bir rekât daha ekleyip selâm
verir, sonra da sehiv secdesini yapar.
Vâcibin noksan
yapılmasına gelince, bir vâcibi noksan yapar ve o vâcipten bir
sonraki vâcibe geçerse, -örneğin secdede iken 'Subhane
Rabbiye'l-A'lâ' demeyi unutması ve secdeden kalktıktan sonra
hatırlarması-, bu kimse namazın vâciplerinden birisini unutarak
terketmiş olur.Bu kimse namazına devam eder ve selâmdan önce sehin
secdesini yapar.Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- birinci oturuşu
(teşehhüdü) terketiği zaman namazına devam edip geri
dönmemiş ve selâmdan önce sehiv secdesini yapar.
Şüpheye (tereddüte) gelince, bu durum, namazda fazlalık
ve noksanlık arasında tereddüt etmektir. Örneğin
insanın namazında üç rekât mı, yoksa dört rekât mı
kıldığı konusunda tereddüt etmesidir. Bu ise, ancak şu
iki durumdan birisiyle olur:
Namaz sırasında fazlalık veya noksanlık
gibi iki taraf arasında tereddüt ederse, zannınca ağır
basan rekâta bina eder ve namazının geri kalan kısmını
tamamlar, selâmdan sonra da sehiv secdesini yapar.
Namazda iki durumdan birisi kanatince ağır
basmazsa, yakîn olan az rekâta bina eder, namazının geri kalan
kısmını tamamlar ve selâmdan önce sehiv secdesini yapar.
Buna şu örneği verebiliriz:
Bir kimse, öğle namazını
kılarken üçüncü mü, yoksa dördüncü rekâtta mı olduğundan şüphe
eder de üçüncü rekâtta olduğu zannınca ağır basarsa, bir
rekât daha kılar, sonra selâm verir, ardından da sehiv secdesini
yapar.
Bir kimse, öğle namazını
kılarken üçüncü mü, yoksa dördüncü rekâtta mı olduğundan
şüphe eder de iki durumdan birisi yani ne üçüncü rekâtta olduğu, ne
de dördüncü rekâtta olduğu zannınca ağır basmazsa, yakîn
olan az rekâta bina edip üçüncü rekâtta olduğunu kabul eder, sonra bir
rekât daha kılar, sonra selâmdan önce sehiv secdesini yapar.
Böylelikle sehiv secdesinin, namazın
vâciplerinden birisini terkettiği veya namazın rekâtlarında
tereddüt ettiği ve iki durumdan birisi zannınca ağır
basmadığı takdirde selâmdan önce olduğu açıkça
anlaşılmış olmaktadır.
Yine sehiv secdesinin, namazına bir fazlalık
eklediği veya veya namazın rekâtlarında tereddüt ettiği ve
iki durumdan birisi zannınca ağır bastığı
takdirde, selâmdan sonra olduğu açıkça anlaşılmış
olmaktadır."
Bknz: "Mecmu'u Fetâvâ İbn-il-Useymîn",
cilt: 14, sayfa: 14-16
Başarı Allah'tandır.