Bütün övgüler
Allah’adır.
Birincisi:
el-İrhab” Arapça masdar
olup erhebe, yurhibu, irhaben olarak gelmekte ve lafız olarak ise: kendi
zatında ne övülen ne de yerilen ancak söylendiğinde
anlamı bilinen bir kavram olup korkutma anlamına gelmektedir.
Bıraktığı etkisine bakılmalıdır. Kimileri irhab’ın İslam’da
öldürmenin yerine kullanılır, diyebilir. Bunu diyen
yanılmıştır. Çünkü bu söz bu anlama
yardımcı olmuyor. İrhab korkutmadır, öldürme
değildir. Allah bize kendisinden nerhebehu
yani kendisinden korkmamızı emretmiştir. Ayette: “Ey İsrail (Yakub’un)
oğulları! Hatırlayın size verdiğim nimetlerimi, Bana verdiğiniz (İslâm dinine
tabi olma) sözünüzde durun ki, Ben
de size (razı olma ve cennete girdirme) vâad ettiklerimi vereyim. O halde korkun Ben’den.” (el-Baqarah, 40)
savaş ve komplo kurması beklenen düşmana karşı
hazırlık yapmamızı da emretmiştir. Bu
hazırlık, bizim düşman için kolay lokma
olmadığımızı belirtmek için korkutmamız içindir.
Bunu açıklayan ayette ise: “Onlara (düşmanlara) karşı
gücünüz nisbetinde kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar
(silah ve araçlar) hazırlayın, onunla Allah 'ın düşmanını, sizin
düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,
Allah 'ın bildiklerini
(düşmanlarını) korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz geri döner,
siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (el-Enfâl, 60)
Cani sömürge devletleri bu sözü
İslam’ın üzerine adlandırdılar. Dünya kamuoyu gözünde
İslam’ı kötülemek istedi. Bunun için kongreler düzenlediler,
sempozyumlar yaptılar. Terörle mücadele için birimler
oluşturuldu. Bütün bunların arkasında katil ve cani sömürge
devletlerin Müslümanlardan zayıf olanların göğüslerine
oturmaları hedeflenmişti. Keşmir’de ki Müslümanların
üzerine Hinduların terörü, Çeçenistan’da ki Müslümanların
üzerine Rusların terörü, ırakta ve Afganistan’da ki
Müslümanların üzerine Amerikalıların terörü, Filistin’de ki
Müslümanların üzerine Yahudi terörü çöktü. Kendini bilmez
bazı insanlar ise bu sömürgecilere karşı savaş
verenlere bu adı takıyorlar. İnsanları onlardan nefret
ettiriyorlar. Belki onlardan bir taife veya bir grup için söyledikleri
doğru olabilir. Ancak bu terör devletlerine karşı neden
tavır almaz? Irkçı, milliyetçi örgütler bu sözle
tanımlamaktan kurtuldular ve olay sadece Müslümanlara özel
yapıldı!?
Rabbani İslam kanunları müslümanın
ırzını, kanını ve malını korumaktadır.
Bunun için öldürme, zina etme, hırsızlık yapma, iftira atma
haram kılındı. Kim de bu büyük günahlardan birini yaparsa
katı hadler kılındı. İnsanların
ırzını korumak için öldürmenin hükmü evli kadının
zina etmesi hükmüne varabilir.
İnsanları korkutan ve onlara terör
estiren kimseler için katı cezalar geldi. Yol kesen çeteler ve
aynısını şehir içinde yapanlar, yeryüzünde fesat için
çalışıyorlar. Allah onların şerrini bitirmek için
ağır cezalarla hükmedilmesini insanların mallarını,
kanlarını ve ırzlarını korumak için emreder. Ayette: “Allah ve Resûlüne karşı
savaşanların ve yeryüzünde fesad etmeye (zina,
hırsızlık, cinayet, nesli ortadan kaldırmaya)
çalışanların cezası ancak ya (acımadan)
öldürülmeleri, ya çarmıha gerilmeleri yahut el ve
ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden
(başka bire yere) sürülmeleridir (tevbe edinceye kadar hapsedilmeleridir).
Bu onların dünyadaki rüsvalığıdır. Ahirette de büyük
azab var onlara.” (el-Maideh, 33)
Bundan daha önemlisi: İslam,
Müslüman’ın Müslüman kardeşini şaka yollu da olsa
korkutmasını haram kılmıştır. es-Saib bin
Yezid(r.a.)dan, Allah Resulünün-sallallahu aleyhi ve selem- şöyle
dediğini işittim: “İçinizden kimse kardeşine ait bir
eşyayı ne ciddi ne de şaka yollu almasın. Kim
kardeşinin asasını almışsa onu kardeşine geri
versin” et-Tirmizi (2160) ve Ebu Davud(5003)hadiste rivayet etti. Elbani ise
Sahihut-Tirmizi’de sahih olduğunu belirtmiştir.
Abdurrahman bin Ebu Leyla’dan, Allah Resulünün
–sallallahu aleyhi ve selem- ashabı peygamberimiz ile birlikte bir
yolculukta gidiyorlardı. Onlardan biri uyudu. Bazıları da
kalkıp onun oklarını almak için harekete geçti. Adam
uyandığında korktu. Topluluk ise güldü. Sordu: sizi güldüren
nedir? Dediler ki: biz bunun okunu aldık o da korktu. Allah
Resulü-sallallahu aleyhi ve selem- şunu belirtti: Müslüman’ın
başka bir Müslüman’ı korkutması ona helal olmaz.” Diye bize
anlattı.” Ahmed (23064)hadiste lafzı kendisine ait olarak, Ebu Davud
(4351) hadiste rivayet etti. Elbani ise Ebu Davud sahihinde sahih olduğunu
belirtti.
İkincisi:
İslam’a göre
İrhab iki türlüdür:
1-
Övülen irhab: Müslümanlara
saldırmasından, ülkelerini işgal etmesinden korkulduğu için
düşmanı korkutmak. Bu da ancak silah ile vahdet ile ve iman ile
tamamıyla hazırlanmak ile mümkündür.
İslam bu konuda yeni bir konum getirmemiştir.
İşte devletler askeri sanayide biri birleriyle yarış
halindeler. Öyle ki nükleer silahlarla silahlandılar. Büyük ordular
kurdular. Askerleri ve silahları için askeri tatbikatlar
yapmaktadırlar. Bütün bunlar komşularını ve
düşmanlarını korkutmak içindir. Onların kendilerine
saldırma isteklerinden vazgeçirmek içindir.
2-
Yerilen irhab: Müslümanlardan veya zimmet ehli, himaye
verilen ve antlaşma yapılan başkalarından korkutulmayı
hak etmeyen kimseyi korkutmaktır.
İslam Fıkıh Birliği, İrhab’ı şöyle
tanımladı: fertlerin, grupların veya devletlerin insanın
(dinine, kanına, aklına, malına, ırzı)na
düşmanlık yapma isteğidir. Haksız yere öldürme, tehdit
etme, işkence etme ve değişik korkutma yöntemlerini içine
almaktadır. Bu savaş ile bağlantılı olan, yol kesmek,
güvensiz bir yol, şiddetin ve tehdidin her türlüsüdür. Bu fert veya
topluluk bazında gerçekleşen bir cinayet projesidir. Aynı
zamanda insanlar arasında korku salmak, korkuyla işkence etmek,
hayatlarına, özgürlüklerine, güvenliklerine veya durumlarına
kast etmek gibi tehlike yaratmayı hedeflemektedir. Bunu ayıracak
olursak; topluma veya binalara, özel ve kamu emlakine zarar vermektir. Ya
da milli gelirlerden birini veya tabiatı tehlikeye sokmaktır. Bütün
bunlar yeryüzünde fesadın tablolarıdır. Allah bu durumları
Müslümanların yapmasını yasaklamıştır:
“Yeryüzünde fesadı isteme. Çünkü Allah müfsitleri sevmez.” (el-Qasas, 77)” bitti.
26/10/1422H.-5–10/1/2002M.tarihinde Mekke-i
Mükerreme’de yapılan on altıncı toplantı
açıklamasıdır.
Bu açıklamada iki önemli duruma dikkat
çekilmektedir:
Birincisi: kâfirlerin
İslam’ı terör dini olarak tanımlamaları ve buna
verilen cevapta belirtilenler:
Birlik üyeleri medya saldırılarının
planlı ve içi boş durumlar ve iftiralar içerdiğine dikkat
çektiler. Bu medya makinist ve düşman bir medya ile hareket etmektedir.
Siyonist medya kurumları onları yönlendirmede katkı
sağlamaktadır. Bu şekilde nefretleri,
ayrımcılığı ve kızmaları İslam ve
Müslümanlar aleyhine derinleştirerek etkili kılsın.
Allah’ın son dinine şişirme haber iftiralar atsın. Bunun
başında da “Terör” gelmektedir.
“Birlik” üyeleri, İslam’a
yapıştırılmak istenen terör medya
saldırıları sürecinde insanların İslam’dan nefret
ettirme uğraşısı insanların ona yönelmesini ve
Allah’ın dinine bölük bölük girmesini engellemek istediğini
fark ettiler.
“Birlik” üyeleri “İslam Dünyası
Birliği”ni ve diğer İslami teşkilatları, Müslüman
kamuoyunu İslam’ı uygun bir vesile ile şerefini koruyacak ve bu
görevin şerefini savunmaya davet etti. İslam’a iftiraları,
ona yapıştırılmak istenen terör hakkında cevap
siyakında şunu açıkladılar: kuşkusuz terör
uluslar arası bir olaydır, ne bir dine ne de bir halka özeldir.
Çağdaş toplumlardan bir toplum bundan arınmış
değildir, aşırılığın sonuncunda ortaya
çıkan davranıştır. Aşırılık ise dinde
aşırılık, düşüncede aşırılık,
siyasi aşırılık şeklinde değişkendir. Bir
belirli dine mensup kimselerin aşırılıklarına nispet
edilen bir terör yoktur. Allah Subhanehu ve Teala Ehl-i Kitabın
dinlerinde aşırıya gittiklerini ve bunu
yasakladığını ayette görüyoruz: “Uyar: Ey Kitab ehli!
Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan,
birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan
bir topluma uymayın.” (el-Maideh, 77) bitti.
İkincisi: onların terör
bazında devletlerin teröründen bahsettiler. Ki bu konuda dünya
medyasının sustuğunu görüyoruz. Bunu yapanları ortaya
çıkarmamaktadır. Açıklamada şu belirtilir:
Birlik şunun terör türünden olduğunu
pekiştiriyor: devlet terörü ki onun en bariz tablosu ve en çirkin
şiddetidir: Yahudilerin Filistin’de uyguladıkları terördür,
Sırpların Bosna-Hersek ve Kosova’da uyguladığı
terördür. Birlik bu tür bir terörü: dünya barışına ve
güvenliğine karşı en tehlikeli türü olarak kabul etmektedir.
Buna karşı gelmenin ise kendini savunma ve Allah yolunda cihad olarak
kabul etmektedir.
Bitti.
Üçüncüsü:
Batıda ki teröre gelince: zayıf ülkeleri
işgal etmeleri, yerüstü-altı zenginliklerini çalması,
işkenceden, tecavüzden, öldürmeden gördüklerimiz ve
okuduklarımızdır. Üstelik bunlar resim ve filmlerle
belgelidir. Bunları inkâr etme imkânı da yoktur. Bu terör
onların geçmişte devletleri zorla, güçle ve silahla işgal etmeye
devam eden tarihlerini sergilemektedir.
İlginç olan ise: özellikle Amerika batı
devletleri şimdiye kadar terörün tanımını
yapmadılar. Görünen o ki kendilerinin seçtiği bir tanımla
kendilerini kınayacaklardır. Bu nedenle bu kavramı müphem bir
mana yani manası ğayri munsarıf bir kelime kıldılar.
Bu nedenle İslam’ın ve müslümanların üzerine yıktılar!
Bu kâfir batı kendisine direnen birini istemiyor.
İşgal altında inleyen bir halkın kendisini
kovalamasına razı değil. Eğer bir grup kalkıp onu
kovalamaya ve eziyetine son vermeye kalksa “Terör örgütü” diye
adlandırıyorlar ve yaptıklarını ise terör olarak
yaftalıyorlar.
Rabıtatul-Alemul- İslami’ye bağlı
İslam Fıkıh Birliği, Filistin ve Irak hakkında ki
bildirgesinde:
Hamd; âlemlerin rabbi Allah’adır. Peygamberimiz
Muhammed’e, ailesine, ashabına salât ve selam olsun.
Arap ve İslam ülkelerinin
karşılaştığı tehlikeli durumları Birlik
Filistin ve Irak’ı başında sunduktan sonra: işgalci
İsrail yönetiminin Filistin’de uyguladığı bir devlet
terörüdür. Bu durumu; elini ayağını çekmiş sivil
çocukları, kadınları, ihtiyarları öldürmekte,
bilinçsiz göz altılara imza koymakta, suikastlar ve evlere
baskınlar yapmakta, evlerini başlarına yıkmaktadır.
Verimli arazileri kısırlaştırmakta, şehirlere,
köylere, kamplara askeri kuşatma devam etmektedir. Bunların
başında ise Müslümanların inancından ve akidesinden bir
parça olan Kudüs şehri ve İsra ve Miraç şehri gelmektedir.
Filistinli Müslümanları Mescid-i Aksa’da namazlarını
kılmaktan engellemektedir.
Bütün bu teröre rağmen İsrail
barış istediğini iddia ediyor. Onun katili ise barış
adamıdır! Dinlerini, kendilerini, topraklarını,
ırzlarını savunarak şehid olanlar ise teröristlerin ta
kendileridir?!
İşgalci İsrail’in bu düşmanca
uygulamaları ise terörün ta kendisidir. Bu uluslar arası
antlaşmaları ve insan haklarını hiçe sayan bir
uygulamadır. Bütün bunlar dünya kamuoyunun gözü önünde
gerçekleşmektedir. Özellikle de insan haklarını koruyan,
eşitlik, demokrasi ve hürriyeti himaye ettiğini iddia eden
devletlerin gözü önünde cereyan etmektedir.
Kardeş Irak’ı İngiliz ve amerikan
düşmanlığından gelen tehdidin hedefi Müslüman halkı ve
güzel topraklarını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını
istemektedir. Bu açık düşmanlığa dur diyecek
Müslümanların çağrılarına kulaklarını
tıkıyor. Arap ve İslam teşkilatlarından resmi ve halktan
çıkan kararları görmezlikten geliyor. Barışı
seven devletlerin halklarından ve devletlerinden çıkan kararlara
göz yumuyor. Uluslar arası antlaşmalar, belgelerin hepsini kabul
etmeyen bir tavır olarak işte bütün bunlar, devletlerin
şerefini, topraklarını ve halklarını çiğnemek anlamını
taşıyor….
Bitti.
Az önce belirtiklerimizden de anlaşılacağı
üzere şer güçlerden çıkan kararlar boştur. Onlar İslam’a
terör dini deyip çöreklenmek istiyorlar. Onların bu konuda
geçmişlerinin İslam’dan nasıl öç alma isteklerinin
devamıdırlar. Bu gerçek yaşamda ise onların
yalanıdır, asıl kendileri terör lakabını almaya
daha layıktırlar.
Şeyh Salih el-Fevzan-rahimehu Allah- şunu belirtti:
Kâfirler eskiden beri İslam ile savaşmakta ve
ona en çirkin lakaplar takmaktadırlar. Ondan nefret ettirmek için bunu
yapmaktadırlar: “Allah 'ın nurunu (İslam’ını)
ağızlarıyla (medyalarıyla ve rejimleriyle) söndürmek
istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu (Müslümanlara
zaferini) tamamlamaktan asla vazgeçmez.” (et-Tevbeh,
32) buna örnek olarak: İslam’ı terör ve vahşet
olarak tanımlamalarıdır. Terörün, vahşetin, halkların
katliamı, haksız olarak insanlara musallat olmak bütün bunlar yerilen
sıfatlardır. Olsa olsa küfür dininin ve kâfirlerin
sıfatlarıdır.
Bazı İslam’a mensup kimselerden bilerek veya
bilmeden yanlış eylemlerde bulunması ve bunun İslam’a mal
edilmesi doğru değildir. Çünkü İslam bunları
yasaklamaktadır.
İslam’a mal edilen bu kötü lakaptan
kurtulmanın yolu: bu şahısların
yaptıklarının İslam olmadığını
açıklamaktır. Bunlar kişisel eylemlerdir. Her Müslüman da hata
yapmaya açıktır. Çünkü masum olan yoktur ancak Allah
peygamberidir-sallallahu aleyhi ve selem-.
el-Fevzan fetvalarından seçmeler, (247
sayılı soru, 416/1)
Şeyh’in- hafazahu Allah- en son sözü soru
soran kardeşin sorusuna verilen cevabıdır. Buna şunu
ekliyoruz. İslam’ın hakikati hakkında batılı bazı
insaflı kimselerin tanıklıklarından
faydalanmalıdır. Gerçek düşmanları onu terörle
yaftalıyorlar bu tanım onlar için cuk oturmaktadır.
Buna örnek olarak Anna Mary Shemmal’in
söyledikleri verilebilir:
Ben ne Kur’an-da ne de Sünnette teröre veya
kaçırmaya davet eden veya bunu caiz gören bir metin bulamadım.
Bilakis İslam ahlak çerçevesi altın bir kuraldır.
Başarıya erişten Allah’tır.