Hamd, Allah Teâlâ'yadır.
Bilmelisin ki hicab, farzdır. Bir kimsenin,
İslâm dîninden hoşuna giden şeyi seçmeye, hoşuna gitmeyen
şeyi de terkedip bırakmaya hakkı yoktur.
Nitekim Allah -azze ve celle- bu konuda
şöyle buyurmuştur:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ
فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ
عَدُوٌّ مُّبِينٌ [ سورة البقرة الآية: 208]
"Ey
îmân edenler! (Bütün hükümlerine göre
yaşamak ve ondan hiçbir şeyi bırakmamak sûretiyle) toptan
İslâm'a girin. Şeytanın (günah işlemeniz için
çağırdığı) yollarına uymayın.
Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır (bu sebeple
ondan sakının)." (Bakara Sûresi: 208).
Hâfız İbn-i Kesîr -Allah ona rahmet etsin- bu
âyeti tefsir ederken şöyle demiştir:
"Allah Teâlâ, mü'min kullarına,
İslâm'ın bütün hükümlerine girmeyi, emirlerine göre hareket
etmeyi ve yasaklarını da terketmeyi emretmiştir."
(İbn-i Kesîr Tefsiri; c: 1, s: 566).
Mü'min kadınlar, mahremleri dışındaki
erkeklere zînetlerini (süslerini) göstermekten
yasaklanmışlardır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ
مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ
إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا
يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ
آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء
بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي
أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ
التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ
الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ
بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللهِ
جَمِيعًا أَيُّهَا الْـمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ [ سورة النور الآية: 31]
"(Ey Peygamber!) Mü’min kadınlara
söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) esirgesinler ve
ırzlarını (Allah’ın haram kıldığı
şeylerden) korusunlar.Görünen kısmı müstesnâ olmak
üzere, zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermesinler. Başörtülerini,
(başlarından) göğüslerinin üzerine (kadar)
örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının
babaları, kendi oğulları, kocalarının
oğulları,erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin
oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi (mü’min)
kadınları, ellerinin altında bulunanlar (köleleri),
erkeklerden âilenin kadınına şehvet duymayan (başkalarının
yardımına muhtaç olan saf kimseler gibi) tâbi kimseler veya henüz
kadınların kadınlık hallerinin farkında olmayan (henüz
şehvet duymayan) çocuklardan başkasına (gizli)
zînetlerini göstermesinler. (Yolda yürürken) gizlemekte
oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını
yere vurmasınlar. Ey mü’minler! (Size emretmiş olduğu bu
güzel sıfatlara ve övülen hasletlere) toptan Allah'a (itaat
etmek sûretiyle) dönün (ve câhiliye toplumunun üzerinde
bulunduğu kötü ahlâk ve sıfatları terkedin) ki (dünya
ve âhirette) kurtuluşa eresiniz." (Nur Sûresi: 31).
Bu sebeple Allah
Teâlâ'nın emrine uyarak hicaba bürünmek (örtünmek), -Allah'ın
izniyle- sizi dünyada nazardan, âhirette de Allah'ın azabından
koruyacaktır.
İnsanın, Kur'an'dan bazı âyetleri üzerinde
taşımasına veya (el veya göz gibi) belli şekillerdeki
kolyeleri boynuna asmasına gelince, Ukbe b. Âmir'den -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
"Kim, kendisine fayda verdiğine
veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska takarsa, Allah
hayatta onun hiçbir işini tamamlamasın. Kim, kendisinden göz
değmesini (nazarı) uzak
tuttuğuna inanarak nazarlık takarsa, Allah ona rahatlık ve huzur
vermesin." (İmam Ahmed ve Ebu Davud).
Ukbe b. Âmir'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunan başka bir hadiste o şöyle demiştir:
أَنَّ رَسُولَ
اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَقْبَلَ إِلَيْهِ رَهْطٌ فَبَايَعَ
تِسْعَةً وَأَمْسَكَ عَنْ وَاحِدٍ. فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ! بَايَعْتَ
تِسْعَةً وَتَرَكْتَ هَذَا؟ قَالَ: إِنَّ عَلَيْهِ تَمِيمَةً، فَأَدْخَلَ يَدَهُ
فَقَطَعَهَا، فَبَايَعَهُ. وَقَالَ: مَنْ عَلَّقَ تَمِيمَةً فَقَدْ أَشْرَكَ[ رواه أحمد]
"On kişilik bir topluluk (bey'at etmek için) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dokuz
kişinin bey'atını kabul etti, bir kişinin
bey'atını kabul etmedi. (Arkadaşları:)
- Ey Allah'ın elçisi! Dokuz kişinin
bey'atını kabul ettiniz, niçin şunun bey'atını kabul
etmediniz, dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Onun üzerinde temîme (muska) var (onun için bey'atını kabul
etmedim) buyurdu. Ardından elini (adamın üzerindeki
muskayı almak için) girdirip muskayı çekip kopardı, sonra
onun bey'atını kabul etti ve şöyle buyurdu:
- "Kim, temîme
(muska) takarsa, Allah'a şirk
koşmuştur." (Ahmed) (Nazar ve Hasetle İlgili Fetvâlar, s:
277).
Nazar ve hasedin tedâvisine gelince, hiç şüphe yok
ki insan, Allah -azze ve celle-'ye ne kadar yakın olur, O'nu anmaya
(zikre) devam eder ve Kur'an okursa, nazar ve diğer belâlardan, insan ve
cin şeytanlarının eziyetinden o kadar uzak olur.
Aynı şekilde Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- kendisini korumak için birtakım yollara başvururdu. Müslümanın,
kendisini şeytanın şerrinden korumasının en büyük ve
en önemli yolu, Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'i
okumasıdır. Bunların başında da Felak, Nas ve Fâtiha
sûreleri ile Âyete'l-Kürsî gelir.
Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih
olarak gelen Allah'a sığınılan duâ ve zikirler gelir. Bunlardan
bazıları şunlardır:
أَعُوذُ بِكَلِمَـاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ [ رواه مسلم]
"Yarattığı
şeylerin şerrinden Allah'ın noksansız sözlerine (isimlerine, sıfatlarına ve Kur'an âyetlerine)
sığınırım." (Müslim, Zikir ve Duâ, hadis no:
4881).
Abdullah b.
Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:
كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُعَوِّذُ
الْـحَسَنَ وَالْـحُسَيْنَ، وَيَقُولُ: إِنَّ أَبَاكُمَا كَانَ يُعَوِّذُ بِهَا
إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ. أَعُوذُ بِكَلِمَـاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ
شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لامَّةٍ [ رواه البخالري ]
"Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- Hasan ve Hüseyin'in üzerine okur ve
şöyle derdi: Her türlü şeytandan,
zehirli hayvandan ve nazar eden gözden, Allah'ın noksansız
sözlerine (isimlerine,
sıfatlarına ve Kur'an âyetlerine)
sığınırım." (Buhârî, Peygamberlerin
Kıssaları; hadis no: 3120).
Hadiste geçen لامَّةٍ )) (( "Lâmme" lafzının anlamı hakkında Muhaddis
el-Hattabî şöyle demiştir:
"Bundan kastedilen,
insanın başına gelen deli olmak ve aklı başından
gitmek gibi, her hastalık ve belâdır."
Ebu Saîd'den -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
"Cebrâîl
-aleyhisselâm-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek:
- Ey
Muhammed! Hastalandın mı? diye sordu.
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Evet,
dedi. Bunun üzerine Cebrâîl -aleyhisselâm- Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in üzerine şunu okudu:
بِسْمِ اللهِ أَرْقِيكَ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ، مِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ
أَوْ عَيْنٍ أَوْ حَاسِدٍ، اللهُ يَشْفِيكَ، بِسْمِ اللهِ أَرْقِيكَ [ رواه أحمد وابن ماجه ]
"Allah'ın
adıyla sana eziyet veren her şeyden, her kötü nefisin,
gözün veya hasetçinin şerrinden senin üzerine okurum. Allah sana
şifâ versin. Allah'ın adıyla senin üzerine okurum." (Müslim, Selâm, hadis no: 4056).
İnsanın, sabah-akşam ve uykudan önce
yapılan duâ ve zikirlerle diğer duâ ve zikirlere devam etmesinin,
insanı nazardan korumada büyük rolü ve önemi vardır.Çünkü
bu duâ ve zikirler, -Allah Teâlâ'nın izniyle- onun için bir
sığınak ve kale mesabesindedir.Bu sebeple insanın bu duâ ve
zikirleri yapmaya gayret etmesi gerekir.
Nazarın en önemli tedâvi yollarından
birisi de, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in izin verdiği ve
yapılmasını emrettiği rukyedir.
Nitekim Âişe'den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
أَمَرَنِي رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ
أَمَرَ أَنْ يُسْتَرْقَى مِنْ الْعَيْنِ [ متفق عليه ]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- bana veya (bilen birisine) nazara (göz değmesine) karşı
rukye yaptırmayı emretti." (Buhârî, Tıb, hadis no:
5297).
Yine Âişe'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o şöyle demiştir:
كَانَ يُؤْمَرُ الْعَائِنُ
فَيَتَوَضَّأُ، ثُمَّ يَغْتَسِلُ مِنْهُ الْـمَعِينُ [ رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبو داود]
"Nazar eden kimseye, (Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından) abdest alması, sonra da
onun abdest suyundan kendisine nazar edilen kimsenin yıkanması
emredilirdi." (Ebu Dâvud, Tıb, hadis no: 3382. Elbânî de 'Sahîh-i
Ebî Dâvud'da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 3286).
Bu duâ ve
zikirler ile yukarıda zikredilen tedâvi yolları, insanı Allah
Teâlâ'nın izniyle nazar ve hasetten korur.
Allah Teâlâ'dan bizleri nazar
ve hasetten korumasını dileriz.
Allah Teâlâ, en iyi bilendir.
(İbn-i
Kayyim'in; Zâdu'l-Meâd, (c: 4, s: 162) adlı eserinden
alınmıştır.)
Muhammed b. Salih el-Muneccid