Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Bu soru iki
bölümden meydana gelmektedir:
1.
Bid'at
2.
Şirk
Birinci
Bölüm:
BİD'AT
Bu bölüm de
üç kısma ayrılmaktadır:
1.
Bid'atın ölçüsü
2.
Bid'atın kısımları
3.
Bid'at işleyen kimsenin hükmü: Bid'at işleyen kimse kâfir olur mu?
Birincisi:
Bid'atın ölçüsü
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Bid'atın
terim olarak ölçüsü (tanımı); Allah Teâlâ'ya, O'nun meşrû kılmadığı şekilde
ibâdet etmektir.Buna dilersen şöyle de diyebilirsin: Allah Teâlâ'ya, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- ve Râşid Halifeleri'nin üzerinde bulundukları
yoldan başka bir yol üzere ibâdet etmektir."
Birinci
tanım, (Allah Teâlâ'ya, O'nun meşrû kılmadığı şekilde ibâdet etmek), Allah
Teâlâ'nın şu sözünden alınmıştır:
(أَمْ
لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ
وَلَوْلا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ) [ سورة الشورى الآية:
٢١ ]
İkinci tanım,
(Allah Teâlâ'ya, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Râşid Halifeleri'nin
üzerinde bulundukları yoldan başka bir yol üzere ibâdet etmek), Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözünden alınmıştır:
(( مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ بَعْديِ فَسَيَرَى اخْتِلاَفاً كَثِيراً، فَعَلَيْكُمْ
بِسُنَّتيِ وَسُنَّةِ الْخُلَفاَءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِييِّنَ مِنْ بَعْديِ،
تمسكوا بها وعضوا عليها بالنواجذ، وإياكم ومحدثات الأمور، فإن كل محدثة بدعة وكل
بدعة ضلالة )) [ رواه أحمد وأبو داود
والترمذي وابن ماجه وصححه الألباني ]
Bu sebeple
her kim, Allah Teâlâ'ya, O'nun meşrû kılmadığı bir şekilde veya Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- ve Râşid halifelerinin üzerinde bulundukları
yoldan başka bir yol üzere ibâdet ederse, -bu ibâdet, ister Allah Teâlâ'nın isim
ve sıfatları konusunda olsun, isterse Allah Teâlâ'nın koyduğu hükümler ve meşrû
kıldığı şeylerle ilgili olsun-, o kimse bid'atçıdır.
Gelenek ve
göreneklere tâbi olan dünyalık şeylere gelince, -lügat olarak bid'at olarak
adlandırılsa bile-, bunlara dînimizce bid'at denilmez. Bunlar, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in dînde şiddetle uyardığı bid'at değildir.Dînde,
bid'atı hasene diye bir şey de kesinlikle yoktur."
(
Mecmû'u Fetâvâ İbn-i Useymîn, cilt: 2, sayfa: 291 )
İkincisi:
Bid'atın kısımları
Bid'at iki
kısma ayrılır:
1.
Küfre götüren (dînden çıkaran) bid'at
2.
Küfre götürmeyen (dînden çıkarmayan) bid'at
O halde küfre
götüren (dînden çıkaran) ve küfre götürmeyen (dînden çıkarmayan) bid'atın ölçüsü
nedir? diye sorulacak olursa, bunun cevabı şöyledir:
Değerli âlim
Hâfız el-Hakemî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Küfre
götüren (dînden çıkaran) bid'atın ölçüsü şudur: 'Dînce üzerinde ittifak edilip
mütevâtir olan ve kesin delillerle bilinen bir farzı inkâr etmek, farz olmayan
bir şeyi farz kılmak, haramı helâl kılmak, helâli haram kılmak, nefy (inkâr) ve
isbat (kabul) gibi, Allah Teâlâ, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-
ve Kur'an-ı Kerim'in tenzih ettiği bir şeyin aksine inanmaktır. Çünkü bu
davranış, Kur'an-ı Kerim'i ve Allah Teâlâ'nın, elçisi Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem- gönderdiği şeyi yalanlamak demektir.
Buna örnek
olarak şunları verebiliriz:
Allah
Teâlâ'nın sıfatlarını inkâr eden, Kur'an-ı Kerim'in mahluk (yaratılmış) olduğunu
veya Allah Teâlâ'nın sıfatlarının mahluk (yaratılmış) olduğunu söyleyen
Cehmiyye'nin bid'atı gibi.
Allah
Teâlâ'nın ilim ve fiillerini inkâr eden Kaderiyye'nin bid'atı gibi.
Allah
Teâlâ'yı, kullarına benzeten Mücessime'nin bid'atı gibi.
2. Küfre
götürmeyen (dînden çıkarmayan) bid'atın ölçüsü ise şudur: Kur'an-ı Kerim'i ve
Allah Teâlâ'nın peygamberlerine gönderdiği bir şeyi yalanlamayı gerektirmeyen
bid'attır.
Buna örnek
olarak şunları verebiliriz:
Bazı
namazları son vaktine kadar geciktiren, bayram namazı hutbesini namazdan önceye
alan,Cuma ve bayram namazlarında hutbe verirken oturan Mervâniyye bid'atı gibi.
Nitekim
sahâbenin fazîletlileri bu davranışlarından dolayı onları reddetmişler, bunu
onaylamamışlar, fakat bununla birlikte onları herhangi bir şeyle tekfir
etmemişler ve bu bid'at sebebiyle onlardan el çekmemişlerdir (onlara itaatsizlik
etmemişlerdir)."
(
Meâricu'l-Kabul, cilt: 2, sayfa: 503-504
)
Üçüncüsü:
Bid'at işleyen kimsenin hükmü:
Bid'at
işleyen kimse kâfir olur mu?
Bu sorunun
cevabı detaylıdır:
Eğer işlenen
bid'at küfre götüren bid'at ise, bid'at sahibi şu iki halin dışına çıkamaz:
Birinci hal:
Bid'atçının
kastının, İslâm dîninin temellerini yıkmak ve müslümanları dînlerinde şüpheye
düşürmek olduğunun bilinmesidir.Bu kimsenin kâfir olduğunda şüphe yoktur. Hatta
bu kimsenin İslâm ile bir alakası yoktur ve İslâm'ın düşmanlarından birisidir.
İkinci hal:
Bid'atçının
aldatılmış ve bâtılın, kendisine hak olarak gösterilmiş olmasıdır. Bu kimseye
huccet ikâme edildikten ve hakka dönmesi istendikten sonra bid'atında ısrar
ederse,onun küfrüne hükmedilir. Eğer işlenen bid'at, küfre götüren bid'at değil
ise, kâfir olmaz. Aksine bu kimse, İslâm üzere kalır, fakat büyük bir münkeri
işlemiş olur.
Bid'atçılara
nasıl davranmamız gerekir? diye soracak olursanız, buna şöyle cevap verebiliriz:
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Her iki
kısımdaki -küfre götüren bidatlar işleyenler ile küfre götürmeyen bid'atları
işleyenler- İslâm'a mensup bu kimseleri hakka dâvet etmemiz gerekir.Bunu da
bid'atlarını hedef alarak onlara saldırmadan hakkı açıklamamız gerekir.
Çünkü Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(وَلا
تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْواً
بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى
رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) [ سورة الأنعام
الآية:
١٠٨]
"Onların
Allah’tan başka yalvardıkları putlara sövmeyin ki, onlar da haddi aşarak
bilmeden Allah’a sövmesinler! İşte biz, her ümmete, yaptıkları işi güzel
gösterdik.Sonra dönüşleri yalnızca Rablerine olacak ve O da onlara yaptıklarını
haber verecektir."
(
En'am Sûresi:108 )
Onlardan,
hakka karşı büyüklenme ve hakkı kabul etmeme gibi bir durumu görürsek, bu
takdirde onların bâtıl olan davranışlarını açıklarız. Çünkü onların bâtıl olan
şeylerini açıklamak, dînen farzdır.
Onları
terketmeye gelince, bu onların bid'atına göredir. Eğer işledikleri bid'at, küfre
götüren (dînden çıkaran) bid'at ise, onları terketmek gerekir. Yok eğer onların
bid'atı küfre götüren bid'at değil ise, onları terketmek konusunda düşünürüz:
Eğer onları terketmekte fayda varsa, bunu yapar ve onları terkederiz. Eğer
onları terketmekte fayda yoksa veya bid'at o kimsede günahların artmasına ve
haddi aşmasına sebep oluyorsa, ondan uzak dururuz. Çünkü faydalı olmayan şeyden
uzaklaşmak da mü'min için fayda sayılır. Zirâ aslolan mü'minin, mü'min kardeşini
terketmesinin haram oluşudur.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((لاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثٍ، فَمَنْ هَجَرَ
فَوْقَ ثَلاَثٍ فَمَاتَ دَخَلَ النَّارَ )) [ رواه أبو داود ]
"Bir
kimsenin, mü'min kardeşini üç günden fazla terketmesi (ona dargın kalması), ona
helâl olmaz.Kim, üç günden fazla kardeşini terkeder (ona dargın kalır) ve (tevbe
etmeden bu hal üzere) ölürse cehenneme girer (cehenneme girmesi ona gerekli
olur)."
(
Ebu Dâvûd )
(
Mecmû'u Fetâvâ İbn-i Useymîn, cilt: 2,sayfa:293 )
İkinci Bölüm:
Şirk, şirkin türleri ve her birisinin tanımı
Değerli âlim
Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
" Şirk, iki
türlüdür.
1.
Dînden çıkaran büyük şirk.
2.
Dînden çıkarmayan küçük şirk.
Birincisi:
Dînden
çıkaran büyük şirk:
Kur'an ve sünnetin şirk olarak adlandırdığı ve insanın dîninden çıkmasını içeren
şirktir.
Allah -azze
ve celle-'ye yapılması gereken ibâdet çeşitlerinden herhangi birisini Allah
Teâlâ'dan başkasına yapmak gibi.
Örneğin Allah
Teâlâ'dan başkası için namaz kılmak, Allah Teâlâ'dan başkası için oruç tutmak,
Allah Teâlâ'dan başkası için kurban kesmektir.
Aynı şekilde
Allah Teâlâ'dan başkasına yalvarıp yakarmak da büyük şirktendir. Kabirde yatan
ölüye yalvarıp yakarmak veya Allah Teâlâ'dan başka hiç kimsenin gücünün
yetmediği bir konuda hazırda olmayan bir kimseden yardım istemek ve medet ummak
gibi.
İkincisi:
Dînden
çıkarmayan küçük şirk:
Kur'an ve sünnetin şirk olarak adlandırdığı, fakat insanı dînden çıkarmayan
bütün sözlü veya fiilî amellerdir.
Allah
Teâlâ'dan başkası adına yemîn etmek gibi.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ اللهِ
فَقَدْ كَفَرَ أَوْ أَشْرَكَ )) [ رواه أبو داود والترمذي بإسناد صحيح ]
Nitekim Ebu
Hureyre'nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadis-i kudsî'de Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
( 'Mecmûu Fetâvâ ve Resâil İbn-i Useymîn' ile 'el-Kavlu'-Mufîd Şerhu
Kitâbi't-Tevhîd', cilt: 1, sayfa: 114 -1. Baskı- ).